Schopenhauer kendi zamanına kadar felsefeye çok da dahil edilmeyen bir konuyu irdelemeye çalışıyor. Aşka dair söylemleri bence kendi zamanının hatta çağımızın dâhi çok üstünde. Ki halen aşkı popülist bir edebiyat malzemesi yapmanın ilerisine gidemeyen bu toprakların çok şey öğrenecekleri bir kitap. Mevlana, Yunus Emre vb tarihsel malzemenin sadece kalbî bir haz ve duyumsama ki yer yer sorumluluğu unutturan alemden başka bir tanımlama görmeyenler için belki kabullerinin çok üstünde olan bir kitap.
Aşkın o enerjik güçlü atmosferini inkar etmeyen Schopenhauer bunu "insan türü"nün kendi devam güdüsü olarak ele alıyor. Cinsel sevgi olarak kabul ettiği aşkı bu türün ortak ruhunun birey bazında üreme ve soy devamı şeklinde felsefi temell3ndirmesini yapıyor. Kı aşık olan kişinin aşık oldugu kiside aradigi şeyleri de bu temelde ele aliyor.
Aslında Said Nursi'nin de buna benzer anlatımı var. Tesettür Risalesinde insan cinselliğini ele alırken temel meselenin üreme olduğunu ve cinsel hazzın ise bir tür hediye olduģu şeklinde okuyor. Nitekim Schopenhauer da bu güçlü güdünün doğa tarafindan soy devami icin verildigini amacin yerine gelmesi ile de bu aşk yanilsamasi yada tuzagın kalktigini soyler.
Kitabin kadını ele aliş şekline gelen ciddi eleştirileri de zihnimde surekli tutarak kitabi okudum ama Schopenhauer'un bu kitabında kadini aşagilayici ifadelerine nerdeyse rastlamadim bile. Ki kadın için kullandigi dili ben yazarin bunu ontolojik bağlamdan ziyade erkek olmasindan dolayi arzusunu imgesel boyutta dile getirecek metafor olarak okudum. Nasil ki Bunuel'in Arzunun Şu Belirsiz Nesnesi filminde kadın ontolojik kadin cinsellliğinden ziyade arzuyu temsil ediyorsa bu kitaptaki "kadın"ı da o sekilde okudum.
Kitabin sonudaki homoseksuel, oglanciliğa bakiştaki gerekirse