Muhammed Eşref okula gitmiyor.
O, güneşin doğuşundan ay görününceye kadar çalışıyor; Pakistan’ın Umar Kot köyünden dünya stadyumlarına doğru yuvarlanan futbol toplarını kesiyor, kırpıyor, deliyor, biçip dikiyor. Muhammed on bir yaşında, beş yıldır bu işi yapıyor. Eğer okumayı bilseydi, İngilizce okuyabilseydi, elinden çıkan her işe kendisinin yapıştırdığı şu uyarıyı okuyabilecekti:
“Bu top çocuklar tarafından üretilmemiştir..”
Yıllar önce üniversitede iken Beyan yayımları tarafından basılınca heyacanla kitapçıdan sipariş edip günlerce beklediğim bir kitaptı. Yazara merakımı celbi Said Nursi ile olan bir mülakatından idi. Yakın tarihe merakı olan her Müslüman genç gibi heyacanla okuyup not tuttuğumu hatirlıyorum. Yalnız kitabın kendisi bir hakikat hassasiyetinden ziyade nefret kusmuğu temasını taşyor maalesef. Ki İslamcıların gerek teolojik gerekse de tarihsel olarak rağbet ettikleri eserlerin genelde menkibevî tarz olması da tesadüf değildir. Gazzali popülizminin merkezîliğinde İbn Rüşd'ü dert edinip anlamak isteyen kaç kişi var ki. Bu kitap da endişe baglaminda buna benziyor biraz. Yazarın Kemalist jakobenizmin atmosferinden etkilenmesi doğal olmakla birlikte nefret ve kin bakışı ile yazilmasi bazi durumları görmesini de engellemiştir. Ki ideolojik karşıtlık yada muhalefetin tutarsızlığı İslamcı sermayenin tek günahı değildir. Köy Enstitülerinin ateist izdüşümü yada ahlaksız kramplarını olay, menkıbe bazlı eleştirirken eğitim, pedagojik yönüne hiç değinemmektedir. Siyasal İslamcılığın acıyı, mazlumiyeti anlatırken dâhi tarihi dramatize bir film setine çevirip bunun felsefî, sosyolojik altzemininden uzak durmaları ne yazık ki entelektuel yetersizlikleriyle birlikte ideolojik konumlanışın kör kaderinin de yansıyışı olsa gerek. Nitekim Necip Fazıl'ın da konumlanış olarak bundan farklı olmadığını düşünüyorum. Muhafazakar ekolun sığ ve partizan kimliğinden kaynaklaniyor olsa gerek. Keşke Kemalizm ve Yakın Tarih'le hesaplaşmanin, mahrum olduklari entelektüel doluluğu yansiyabilse idi yazdiklarina.
Torunlara düşen samimi iseler eğer Kara Kitab'ın anlattikları olaylarin günümüz siyasal sahnesinde de farkli simalarda yaşanıp yaşanmadigini itiraf etmeleridir. Ki bu samimi adım olur ki basirete ve
Ey israflı, iktisatsız; ey zulümlü, adaletsiz; ey kirli, nezâfetsiz bedbaht insan!
Bütün kâinatın ve bütün mevcudatın düstur-u hareketi olan iktisat ve nezafet ve adaleti yapmadığından, umum mevcudata muhalefetinle, mânen onların nefretlerine ve hiddetlerine mazhar oluyorsun. Neye dayanıyorsun ki, umum mevcudatı zulümünle, mizânsızlığınla, israfınla, nezafetsizliğinle kızdırıyorsun?