Bütün ömrümüzü, hakkımızda en ufak bir şey bile bilmeyen ama hakkımızdaki her şeyi bildiklerini iddia eden insanlarla birlikte geçiriyoruz. En yakın akrabalarımız ve dostlarımız bile bir şey bilmiyor, çünkü kendimiz de çok az şey biliyoruz. Yaşamımız boyunca kendimizi keşfetmeye çalışıyoruz, sonunda zihin gücümüzün sınırına gelince de pes ediyoruz. Çabalarımız tam bir hayal kırıklığı ve mutlak bir ölümcül depresyonla son buluyor. Yetkili olmadığımızı düşündüğümüz için iddia etmeye cesaret edemediğimiz şeylerde, başkaları bizi eleştirmekten geri kalmıyor, bilerek ya da bilmeyerek içimizdeki her şeyi görmezden geliyorlar. Her daim başkalarının fırlatıp attıkları oluyoruz, her yeni günde de kendimizi tekrar bulmak, toparlamak ve birleştirmek zorundayız.
"Doğada bir denge vardır değil mi? Derler ki hiçbir şey kendisi için yaşamaz. Dereler kendi suyunu içemez, ağaçlar kendi meyvelerini yiyemezler, kuşlar kendi seslerini dinleyip mest olurlar mı bilmem ama başkalarını mutlu etmek için öterler sanki. Ağaç tohumlarını verir, kuşlar da alır, başka yerlere taşır o tohumları. Şunca zeytin ağacını hep biz mi ektik, göçmen kuşların kursaklarında taşıdığı tohumlarla oluşmadılar mı? Toprak hayır diyor mu tohuma? Ya da ağaç hayır mı diyor yağmura? Çiçek reddediyor mu arıyı?" "Almak vermek dengesidir bu oğlum. Verdiğin kadar almayı da bileceksin."