Arthur Schopenhauer' in 1818 yılında yazdığı bu tez-makale tarzı eser, insanların iç güdüsel davranışların esiri olduğunu, farkında olarak veya olmayarak doğanın beklentilerini karşıladığını söyler. Aşka sahip olmamız, olamamamızın yerini asla tutmaz der Schopenhauer. Ayrıca insanların zekalarını anneden, vücut özelliklerini ve karakterini babadan aldıklarını henüz yeterli genetik çalışmalarının olmadığı o yıllarda tespit etmiştir. Cinsellik hakkında da seks ve orgazmın türün kendini devam ettirebilmesi için bir güdüleme, bir nevi kadın ile erkeğe verilen bir ödül olduğundan bahseder. Aşk, kadın erkek ve türlerin devamı konuları hakkında değişik ve çarpıcı saptamalarla, bir sosyolog antropolog psikolog kadar konuya hakim olup, aşka varoluşsal açıdan bakılmış çarpıcı bir kısa kitaptır.
"...sadece öznel bir ihtiyaç olan cinsel dürtü, Çok akıllı bir tarzda nesnel bir hayranlık maskesini takmayı ve bu yoldan bilinci aldatmasını Çok iyi bilir."
....
"erkeğin doğası gereği aşkta vefasızlığa, kadının ise sürekli sadakata eğimli olduğu andan itibaren belirgin bir biçimde azalır. Hemen hemen bütün öteki kadınlar onu, sahip olmuş olduğu kadından daha fazla çekerler. Erkek değişiklik özler. Kadının aşkı ise, özellikle o andan sonra artmaya başlar.
...
bundan ötürü erkeğin eşine sadakati yapaydır Kadının ki doğaldır. Dolayısıyla da, kadının ihaneti, nesnel olarak, sonuçları bakımından olduğu kadar, öznel olarak doğaya aykırılığı bakımından da erkeğinkinden Çok daha az bağışlanabilir bir ihanettir. "
"tabiat amaçlarına ulaşabilmek için bireyin içine belirli bir hezeyanın tohumlarını eker ve bu yolla da, gerçekte sadece türün yararına olduğu halde ona bunu, sanki kendi yararınaymış gibi gösterir. böylece birey türünün çıkarlarına hizmet edebilecektir. oysaki aslında kendi