Hedef ülkeye bir milyarlık bir kredi ayarlanır. Mesela Ekvador. Bununla havaalanları, yollar, köprüler, limanlar yapılır. Halkın hiçbir ihtiyacını görmeyecek bir yığın inşaat dikilir, gidip yönetimlere rüşvet veririz. Onları büyük miktar kredi almaya ikna ederiz. Nasılsa bu paranın yüzde 90'ı Amerika'ya geri gelecektir. Ülkeyi büyük bir borca sokarız. Bu borç durmadan büyür. Ekvador'un milli bütçesinin yarısını bulur. Sağlık ve eğitime kuruş kalmaz, tarım arazileri yok olur, ülkede küçük bir azınlık rüşvetlerle olağanüstü zenginleşir. Halk yokluk içinde debelenir.
Her zaman dinsiz olduğunu vurgulayan Freud bir dogma kurmuş, daha doğrusu, yitirdiği kıskanç bir tanrının yerini başka bir zorlayıcı imgeyle, yani cinsellikle doldurmuştu. Bu imge, aslı kadar ısrarcı ve vurgulayıcı, buyurgan ve tehdit ediciydi. Ahlaksal açıdansa daha da belirsizdi. Ruhsal açıdan daha güçlü bir araca, nasıl ki “yüce” ve “şeytani” gibi göndermelerde bulunulmuşsa, bu durumda da cinsel libido, Deus absconditus, yani “gizli ya da saklanmış bir tanrı” rolünü üstleniyordu. Görünüşe göre bu değişim Freud’un bu yeni tanrısal prensibi dinin verdiği sıkıntılardan kurtulmuş ve bilimsel açıdan tartışılmaz görmesini sağlıyordu. Oysa özünde, tanrısallık, yani mantıksal açıdan karşılaştırılmaları olanaksız iki karşıtın, Yehova’nın ve cinselliğin psikolojik nitelikleri değişmiyordu. Yalnızca, adları değişmişti ve kuşkusuz görüş açısı da. Yitik Tanrı’nınartık yukarılarda değil aşağılarda aranması gerekiyordu.
İnsanoğlu dünyaya gelirken beraberinde, bedensel ve ruhsal açıdan kendine özgü bir mizaç eğilimini de getirir ve kişiliği nedeniyle, tanıştığı aile ortamına ve ailenin ruhuna uyum sağlar. Oysa aile ruhu büyük bir oranda, zaman ruhunca biçimlendirilmiştir ve bu durum çoğu zaman bilinmez. Aile ruhuyla bir consensus omnius (fikir birliği) oluşturabilen birey, kendini bu dünyada güven içinde hisseder. Tersine, çoğuna karşı çıkıyorsa ve kendi içinde çelişkiliyse dünyaya karşı güvensiz demektir. Çocuklar yetişkinlerin söylediklerine, çevrelerinin etkisinin ne olduğu bilinmeyen havasına oranla daha az tepki verir.