“Onu buraya getiren benim, uzun ve mutlu bir yaşlılığı olmasını arzu ediyorum. Öyleyse onun istediği gibi yaşamam icap ediyor. Oysa benim ne kabına sığmaz bir şefkate ne de desteğe ihtiyacım var, yalnızca sessizliğe gereksinim duyuyorum; yorgunum. Bu duruma alışacak mı? Ben alışacak mıyım? Ne olacak?” (s.99).
Yaşam, anne karnına düştüğümüz andan itibaren başlayan çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık gibi evreleri olan bir yolculuk. Bir koşuşturmanın içerisinde yaşamımız bir su gibi akıp giderken bu yolculuğun yaşlılığa uğrayıp ölümle son bulacağı kaçımızın aklına gelir? Uğruna ömrümüzü harcadığımız şeylerin elimizden kayıp gideceği, enerjimizin yavaş yavaş tükeneceği, sağlığımızın yer yer bozulacağı böyle bir dönemde, nasıl bir yaşamın bizi beklediği ve sevdiklerimizden nasıl bir muamele göreceğimizi kaçımız düşünürüz? Sevdiklerimizi kaybetmenin bizi nasıl etkileyeceğini, yalnızlığın ve yaşamın dışına atılmışlığın bizi nasıl bir insana dönüştüreceğini kaçımız hayal ederiz?
• • •
İşte Macar ve dünya edebiyatının önemli isimlerinden biri olarak görülen Magda Szabo, tüm bu soruların cevabını “Iza'nın Şarkısı” adlı eserinde kahramanları Iza, babası ve annesi Etalka’nın hikâyesi üzerinden anlatıyor bizlere. Hikâye başarılı bir doktor olan Iza’nın, bir taşra şehrinde yaşayan babasının ölümü üzerine yalnız kalan annesini yaşadığı ve görev yaptığı şehre yanına almasıyla başlıyor. O güne kadar yaşadıklarını, anılarını, alışkanlıklarını ve taşra hayatının sağladığı imkânları geride bırakarak kızının yaşadığı şehre taşınan yaşlı bir annenin kızıyla yaşadığı çatışmaları, dışlanmışlığını, yalnızlığını, duygusal değişimini, hayal kırıklığını, acizliğini, çaresizliğini ve özlemlerini bir bir ortaya koyuyor.
• • •
Tüm bunların yanında Szabo, küçük taşra kentleriyle büyük şehirlerde yaşanan
Diyelim, herhangi bir patron, fakirlere sadaka verse, hayvanları sevse, acı olaylar karşısında iki gözü iki çeşme ağlamadan durmasa, kısacası onu tanıyanlar tarafından genellikle iyi bir insan olarak kabul edilse bile, "ben bu sömürüden vazgeçeyim" diyemez. Çünkü o zaman, kârını devam ettiremez, kendisi de patron olmaya devam edemez.
TKP'nin patronlara düşmanlığı bizzat o kişilerle ilgili değil, sömürü ilişkileri içinde ortaya çıkan ve patronların içinde var olduğu sınıfla ilgilidir. TKP, sermaye sınıfına düşman olduğu için patronlara karşıdır.