Şimdi, ey Müslüman! Bir asrı aşan miskinliğe son vermek ve imanımızla ayağa kalkmak zamanı gelmedi mi? Üzerimizdeki sihirli toz bulutunu dağıtıp ümmet şuuruyla kucaklaşmak için daha neyi bekliyoruz?
"Gerçek şu ki, Yahudilerle aramızdaki savaş tek bir sebepten dolayı başlamıştır. O da hiç kuşkusuz topraklarımızı -bir İslâm toprağı olan Filistin'i işgal etmeleri, bu toprakların öz sahipleri olan halkımızı yurtlarından sürüp çıkarmaları ve yabancı varlıklarını silah zoruyla ve kan dökerek bize dayatmalarıdır. Kılıç konuşmaya başlamış kalem ise susmuştur. Yahudilerle aramızdaki savaş, sözkonusu sebepler var olduğu sürece devam edecektir. Dolayısıyla, işgal ettikleri topraklar üzerindeki hak iddialarını meşru kılacak hiçbir barış kabul edilmeyecektir. Yahudilerle aramızdaki savaş, sözkonusu sebepler var olduğu sürece devam edecektir. Dolayısıyla, işgal ettikleri
topraklar üzerindeki hak iddialarını meşrû kılacak hiçbir barış kabul edilmeyecektir. Zira her ne şekilde olursa olsun Müslümanlardan hiç kimse bir İslâm toprağından feragat etme hakkına sahip değildir. Olsa olsa İsrail ile aramızda -uzun veya kısa bir süreliğine ateşkes yapılabilir. Taraflar arasında çatışma durur ve bir barış ortamı hâkim olur. Bazı konularda ilişkiler iki taraf arasında karşılıklı olarak devam edebilir. Son derece garip olan 'barış karşılığı toprak' formülü, düşmanın işgalci zorba mantığının bir ürünüdür. Toprak bizim toprağımız; onların değil ki barışları karşılığında lutufta bulunurcasına onu kalkıp bize versinler! En nihayetinde bu aksak barışı İsrail bile reddetmeye başladı. Çünkü o hiçbir şey vermeden her şeyi almak istiyor.
"Artık dünyanın neresinde bir çocuk ölürse orası Gazze'dir. Bir bebek bir yaşına girerken ağzında emzik değil, kurşun taşıyorsa orası Gazze'dir. Bebeklerin uykulu gözleriyle annelerinin memelerini ararken,kor gibi yanan namlulari emmeye başladıkları yerin adı Gazze'dir. Yağmur bir futbol sahasında çocuğun atacağı golleri yutmak için sırada beklerken, çocuğun çelimsiz vücudunu kurşun yağmurları yutuyorsa orası Gazze'dir. Okula gitmek için erkenden kalkmış ve saçlarını ören annesinin parmaklarından sızan merhameti kana kana içen kız çocuğu,henüz evinden çıkmamışken damlarına düşen bir bombayla birlikte duvarların altında kalıyorsa orası Gazze'dir. Çocuk bir varilin arkasına sığınmaya çalışırken,kurşun önce saklanıp, çocuk kafasını uzattığı anda alnından sobeleniyorsa orası Gazze'dir. Okulun bahçesinde ip atlayan kız çocuğu tam gökyüzüne yükselmişken, kurşunlar gri kanatlarıyla gelip kızı başka göklere kaçırıyorsa orası Gazze'dir. Artık dünyanın neresinde bir çocuk ölürse orası Gazze'dir. Gazze, çocukların öldüğü yerlerin adıdır bundan böyle. Bir çocuk sıtmaya, tüberkülozla, yüksek ateşle ve daha bilmem hangi hastalıkla ölürse ölsün, öldüğü yer neresi olursa olsun,biz oraya Gazze diyeceğiz. Duvarların çepeçevre sardığı bir ölüm kampına dönüştürülen Gazze'de, çocuklar ölmeye devam ettiği sürece hiçbir masal tamamlanamayacak, hiçbir çocuk şarkısı melodisini bulamayacak, hiçbir oyunun sonu gelmeyecek, hiçbir top zıplamayacak, hiçbir tebeşir tahtaya yazmayacak. Çocukluk dünyasına dair hiçbir renk gerçek yüzüyle insanların gözüne görünmeyecek bundan böyle. Çocuklar eksildikçe, eksilecek herkes ve her şey..."