Lütfen incelemeyi okuyunuz!!!
Toplumumuzda; eğitimde, adalette, terbiyede ve fikirlerin gelişiminde müzmin bir yetersizlik söz konusu. Geldiğimiz bu nokta en çok önem verilen durumun nasıl göründüğümüz fikrinin bataklığına sürüklenmektir. Halbuki kıymetli olan görünüşümüzden öte fikirlerimizin nasıl göründüğüdür. Fikirler gelişmedikçe görünüşümüzün “Aydın” olması tam bir aldatmacadan ibarettir.
Modernistler ve Muhafazakarlar olarak ikiye ayrılan toplumumuzda en büyük sorun kimsenin kendini olduğu gibi göstermemesidir.
İslam’ın insanlar üzerindeki etkisinin azalmasının nedenlerinden birinin Materyalizm’i ve Nihilist düşünceyi yüce kılmaya çalışanlar olduğu kadar Dini kullananlar yüzünden de artmış olduğu kanaatindeyim.
Fikrî aidiyetleri olan insanları aşağılama içgüdüsü artarak devam etmektedir.
Çevremizde fikrimizi aşağılamadan konuşabildiğimiz kaç kişi var?
Bu aşağılama illa söz ile değil göz ile de yapılmaktadır.
Çürümüş bir toplumun tazelenmesinin yollarını derin, anlaşılır ve zafiyet göstermeden anlatan bu şahane kitabı İslam Deklarasyonu okumanızı canı gönülden isterim.
Çünkü İnsanlığımız’ın taziyesini görmeden evvel dirilişimize tanıklık etmemiz gerekmektedir.
Dinlerin, fikirlerin, ruhların, benlik davasının, aydınlık ve karanlığın, dahilerin ve delilerin, mağlubiyetin ve galebenin, maddenin ve maneviyatın koltuğu…
Sen nasıl bir kitapsın?
Okuyucuya bunca tesiri nasıl yaparsın?
Kitap mı okudum? Rüya mı gördüm?
Ruh bazı mekanlara intibak edemez.
Huzursuz bir ruh bedende fırtınalar kopartır çünkü ruh inziva ister.
Peyami Safa ülkemizde kıymeti bilinmeyen en büyük yazardır herhalde.
Bu kadar derin tahliller ve bu denli psikolojik anlatım yapan bir yazar olduğunu düşünmüyorum.
Diğer okuduğum kitaplar benim için bir romandır. Ama bu kitap bir külliyattır.
Şüphe, korku, buhran, tereddüt, felsefe ve daha niceleri bu kitapta tam anlamıyla bir okuyucuyu tatmin edecek seviyede.
Hatta bizde bu seviye mevcut mu? Onu bilmiyorum.
Bu eseri kendi dilimizde okuyup, bu kadar büyük bir yazara sahip olduğumuz için kendimizi şanslı addetmeliyiz.
Yazardan okuduğum ilk kitaptı.
Eskiden küçük odalarımızda yanan sobanın sıcaklığıyla ev ahalisiyle isim şehir hayvan oynayıp o anın kıymetini büyüdüğümüzde anlamanın verdiği derin üzüntüyü bir noktada hissetmişizdir.
Okurken o sıcak odayı hissedebilirsiniz.
Aziz Bey yaptığı her şeyin yanlış olduğunu bir noktada derin üzüntüyle hissetti mi acaba?
Aziz Bey’in nerede nasıl davranması gerektiğini bilmemesi kibirli yapısından geliyordu. Hayatı boyunca başına gelen talihsizlikleri biraz da hak ettiğini düşünüyorum.
Bence karakter derinliği fazla olmayan ama güzel ve akıcı bir öyküydü.
Sulara fırlatılmış bir çakıl taşı gibiydim diyor kitapta, dalgaların dövdüğü, oraya buraya attığı,kıyıda bir yere bırakılmak üzere yuvarlanıp duran bir çakıl taşı…
Bazı sayfalar beni dövdüğü gibi, kıyaya köşeye ruhumu bırakmış gibi hissettirdi.
Diğer sayfalara acıma duygusuyla yuvarlandım.
İnsan, kötülüğü insandan öğreniyor.
Kötülüğe artık bir haklılık payı biçmenin doğru olduğunu düşünmeye başlıyor insan.
Ne kadar kötüysen o kadar iyi yaşarsın demeye başlıyor.
Elinde bir avuç sızıyla okuyorsun kitabı. Acıyor ve yalnızlığı görüyorsun.
Nevâl El-Seddavi de acıyla dinleyip sızıyla yazmış.
Bazıları için çok güzel bir kitap olduğunu gördüm. Ancak benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Ne bir karakter derinliği var, ne bir akıcılık var…
Şimdi bir şeyler olur belki diye diye okuduğum bu romanda hiçbir şey olmadı.
Bu kadar katı yorum yapmamın sebebi uzun zamandır bu kitabı okuma isteğimin karşılığında sıkıcı bir kitap okumuş olmamdır. Betimlemelere zaten girmiyorum bile. Bu kadar uzun ve anlamsız betimleme olmaz.
Bir romanda diyaloglar size can verir. Ama bu romanda diyaloglar bile zor okunuyor.
Kusura bakma Maksim Gorki beklentimin kat kat altında kalan bir kitap oldu benim için.
Çoğunun aksine beğenmedim.