İnsan kendini parçalanmış ve koparılmış hisseder. Bu koparılışın doğasının ne olduğunu her zaman tam olarak anlamak onun için zordur, zira bazen kendini, kendisinden tamamen farklı olan güçlü "bir şey"den koparılmış hisseder, bazen de tanımlanamaz, zamandışı, net olarak hiçbir anı taşımadığı, ama gene de varlığının en derinlerinde anımsadığı bir "durum"dan, Zaman'dan önce, Tarihten önce zevkini çıkardığı başlangıçtaki bir durumdan koparıldığını hisseder. Bu koparılma onun hem kendi içinde hem de Dünyada bir kırılma oluşturur.
Bursa'da bir eski cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar...
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Ötekinin kovulması, kişinin kendi fikirleriyle kendine telkinde bulunduğu öz-propagandacı baskıyı artırır. Kendi kendine telkinde bulunma, iletişimsel eylemi zorlaştıran otistik [öz-referanslı] enformasyon baloncukları üretir.
İnsan bir arketiple mümkünse asla özdeşleşmemelidir, çünkü bunun sonuçları, psikopatolojiden ve dönemin bazı olaylarından da anlaşılacağı üzere, dehşet vericidir.