Hiçbir zaman, hiçbir bilim dalı tek başına ve tek yönüyle ele alınmaz; karşıt görüşler, tez ve antitez şeklinde ele alınmak zorundadır. Bu açıdan bitirmiş olduğum bu eserin, aslında benim de okumalarıma karşıt bilgi amaçlı içerik sunmasından dolayı etkisi büyüktür. Batı psikolojisi, insanı maneviyattan yoksun, tamamen içgüdüsel bir birey olarak ele alırken, bu eserde ise ona karşılık gelebilecek, insanı manevi ve yüce değerler bazlı ele alan bir eser olarak değerlendirilmesi vurgulanmaktadır. Özellikle materyalizm ve pozitivist bilim anlayışı eleştirilirken, bir yandan Freud’un görüşlerine değinilmekte ve onun tezatlıkları aktarılmaktadır; fıtrata aykırı görüşlerinin olduğu bilimsel anlamda belirtilmektedir.Karşılıklı psikolojik okuma yapmayı sevenler için detaylı ve geniş bir eserdir.
İnsan, sevdiğinden uzak kalmaya başlayınca özlemeye başlar. Hatta öyle ki, bir şeyden uzak kalıp onu özlemeye başladığında aslında onu nasılda sevdiğini hisseder. Şimdi burada insanın neyi özlediği kısmına girmeyeceğim, çünkü insan sevdiği her şeyi özlemeye meyilli bir varlıktır: havayı, denizi, kokuyu, canlıları ve hatta gönlünde bir anlık yer eden mekânı bile. Ben, askerliğim bittikten sonra nöbet kulübesinin yanındaki ağacı bile özlemiştim mesela ve hâlâ hatırladıkça özlerim. Yazar, özlem ağırlıklı ele aldığı bu eseri özlem üzerine bina ederek yazmış. Okuduğunuzda, "Evet, ben bunu hissettim" dediğiniz duygulardan sizi yakalıyor. Özlemi öyle içten, samimi ve yaşanmış bir dille kullanmış ki, "Ah, bu içimi yakan özleme bir daha batsam" dedirtecek türden. Ancak beni en çok etkilediği nokta, duyguların en yoğun hissedildiği özlem duygusunu felsefeyle birleştirip şiirsel bir şekilde sunması olmuştur. Özlemin ne olduğunu ve sizdeki hissiyatın en iyi ifade ediliş biçimini bu eserde bulacaksınız.
İnsan özü itibarıyla kendini tamamen soyut ve özgür hissetmek isteyen bir varlık, ama yaşadığımız bazı sıkıntılar maalesef bize ait olduğunu düşündüğümüz şeylerin bize değil, ama köklerimize ait olduğunu anlamamıza sebebiyet verir. Tam bu noktada bu kitap, aslında bunu idrak etmemiz açısından çok önemli bir şuur veriyor. Kolay kolay bazı şeyler hayatı farklı pencereden görmemizi etkilemez ama okuduğum bu eser, bunu tamamen güzel bir şekilde sağlıyor. Hayata dair, kişilere dair, kendimize dair sorguladığımız birçok şeyin kendimizde değil, ama köklerimizde saklı olduğunu güzel bir pencereden bizlere sunuyor. Kitabı okurken hissettiklerimden biri de şairin şu dizelerinde saklıydı:
"**Hata yapmak fırsatını Adem’e veren sendin.
Bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana.**"
Evet, geçmişimizin, ebeveynlerimizin, atalarımızın talihinden hayatımıza yansıyan, düşen şeyler var. Maalesef tamamen özgür değiliz ve geçmişin bağları üzerimizde ve varlığını sürdürmektedir.
Biz istemesek de geçmişin birtakım sorumluluklardan mesulüz. İnsan, ancak bunun farkına vararak, bunları aşarak tam olarak özgürlüğüne kavuşabilir. Okuduğum bu eser, zincir gibi üstümüzde kalan travmatik hislerin bağlarından kurtulmamızın rehberi niteliğinde.
Türk aydını neydi veya ne olmak istiyordu? Bir yandan Batılılaşıp, aynı zamanda Doğu’yu elden bırakmak mümkün müydü? Kendimizi unutup, hiç tanımadığımız bir medeniyete bürünmenin getirdiği sancılarla büyüyen bir neslin hatalarını anlatıyor yazar bu eserinde. Sözde aydınlarımız, gerçekten bu nesli aydınlatmaya yetecek kabiliyette miydi, yoksa karanlığı mı bulaştırıyorlardı? Yazar, Batı edebiyatının ne olduğu, içeriğinde ne bulunduğu ve dilin hafızaya etkisi ile medeniyet oluşturmadaki gücüne atıfta bulunuyor.
Aslında uzun süredir dinler tarihine ilgi duyuyordum ve bu vesileyle bir başlangıç yapmış oldum. Müslüman olarak İncil’in İsa’ya verilen bir kitap olduğuna inanıyoruz. Ancak günümüzdeki İncil’in, Tanrı’nın sözü olmaktan çıkarak İsa’ya nispet edilen birçok karıştırılmış sözler içerdiğini okurken daha iyi anladım ve idrak ettim. İncil, Grek, Roma ve eski Yahudilik inançlarından alıntılar yapılmış ve ilahi olan İncil ile harmanlanmış bir eser olarak günümüze kadar ulaşmış.
Aslında tahrifat olduğu çok açık bir şekilde anlaşılıyor. Yine de her Müslümanın okurken dikkatli bir şekilde yaklaşması gerekir. İsaya açıkca Rablik isnad edilmiş ve tamamen şirke dönüşmüş şeyler var.Şahsen ben, normal bir eser okur gibi hissettim. İncil, öncelikle Tanrı’ya, daha sonra İsa’ya, ondan sonra ise İsa’ya iman eden havarilerin yazmış olduğu mektuplara dayanmakta. Tabii, son aşamaya kadar tahrifatı daha iyi hissediyorsunuz. Özellikle Pavlus’un mektuplarında, İsa’ya İslam nazarıyla baktığınızda uymayan şeyler olduğunu fark edeceksiniz. Hristiyanlığın felsefesini daha iyi anlayacaksınız; sözde Tanrı, diğer kulların günahlarına kefaret olarak İsa’yı kurban etmiştir. Bu tarz sapık tahrifata uğramış, özünde eski Roma’dan kalma inançları hissettim.
Benim için bitirmesi zor oldu ama sonunda uzun süredir bitirmeyi düşündüğüm bir eseri bitirmiş oldum.Son olarak Allah tevhidden ayırmasın.