İnsan, sevdiğinden uzak kalmaya başlayınca özlemeye başlar. Hatta öyle ki, bir şeyden uzak kalıp onu özlemeye başladığında aslında onu nasılda sevdiğini hisseder. Şimdi burada insanın neyi özlediği kısmına girmeyeceğim, çünkü insan sevdiği her şeyi özlemeye meyilli bir varlıktır: havayı, denizi, kokuyu, canlıları ve hatta gönlünde bir anlık yer eden mekânı bile. Ben, askerliğim bittikten sonra nöbet kulübesinin yanındaki ağacı bile özlemiştim mesela ve hâlâ hatırladıkça özlerim. Yazar, özlem ağırlıklı ele aldığı bu eseri özlem üzerine bina ederek yazmış. Okuduğunuzda, "Evet, ben bunu hissettim" dediğiniz duygulardan sizi yakalıyor. Özlemi öyle içten, samimi ve yaşanmış bir dille kullanmış ki, "Ah, bu içimi yakan özleme bir daha batsam" dedirtecek türden. Ancak beni en çok etkilediği nokta, duyguların en yoğun hissedildiği özlem duygusunu felsefeyle birleştirip şiirsel bir şekilde sunması olmuştur. Özlemin ne olduğunu ve sizdeki hissiyatın en iyi ifade ediliş biçimini bu eserde bulacaksınız.