Kazıyın parıltılı ambalajları... Görün o en özendiklerinizin altından bile çıkacakları... Akan katranları, utançları, pişmanlıkları
mutsuzlukları, gözyaşlarını, keşkeleri...
Bir tek ölüme (o da henüz) çare yok! Eğer ölmediyseniz hayatta iseniz demek ki hala yapabileceğiniz çok ama çok şey var. O halde davranın, silkelenin ve okumaya devam edin. Yeterince istersek her şey mümkün...
İnanmıyorsanız QR kodu okutun ya da bu linke (bit.ly/1ijhGA3) gidin ve şu videoyu seyredin:
Umarım ve dilerim herkes ciddiye alır, daha iyi bir geleceğe sıçrar...
Şans, fırsat ve sıçrama tahtası...
Ve bence bu fırsatı kesinlikle kaçırmayın, dikkate alın! Anthony Robins'in şu sözünü hatırlatmak isterim: "Hazırlıklı olarak fırsatla karşılaşmak, şans dediğimiz sıçrama tahtasıdır..."
İşte belki bu kitap sizin için o sıçrama tahtasıdır.
Belki şu anda bunu okuyor olmanız o kadar da tesadüf değildir...
Belki o hep beklediğiniz fırsattır! Hayatınızı değiştirecek dönüm anınızdır...
Çıkın üstüne, zıplayın ve aslında sizi müthiş fırsatlarla bekleyen yeni geleceğinize sıçrayın!
“Ve ne ilginçtir ki Muhammed'in tanımladığı Tanrı, daha insan neslini yarattığı ilk anlardan itibaren hep erkek kullarına hitap etmeyi gelenek edinmiş ve kadını kendisine muhatap kılmayı kibirine yedirememiştir.” Şeriat ve Kadın
“Kadınlar tarlalarınızdır, tarlalarınıza dilediğiniz gibi girin…”(2 Bakara 223) Kur'an'ı Kerim
( İlhan Arsel bu ayeti cinsel bağlamda “değerlendirmiş”)
“Yukardaki ve daha nice benzeri âyetlerde Tanrı, çeşitli edatlar ya da hitap şekilleriyle hep erkeklere yönelik olarak konuşmaktadır; "Siz" ya da "Ey inananlar" şeklindeki sözcükler hep erkekler anlamınadır. Hep onları kendisine yakın bilmiş, onlara nimetler vermiştir.” Şeriat ve Kadın
(Kitaptaki birçok yerde, Kur’an da ki kimi ayetlerce kadının değersizleştirildiği, sadece “obje” olarak görüldüğünden söz ediyor.)
“Ayete dön, ne dedi bize? 'Kadınlar sizin tarlanızdır,’ evet.
Kadın nedir? Toprak.
Oraya eril olanın tohumu atması lazım.” Antikacı
“Ekilebilen tohum, yani verilmiş olan bilgi”
‘Tohumcu çıktı tohumu ekmeye’ (Matta 13:3-9) İncil
“Matta, Luka, Yuhanna. Üçü de aynısını anlatıyor ama üçü de farklı anlatıyor. Diyor ki, 'Biz bu tarlaya tohumu attık.’
“Tohumcu çıktı tohumu atmaya.
Er kişi çıktı Allah bilgisini gönüllere vermeye.” Antikacı
“Incil'deki "Tohumcu çıktı tohumu ekmeye, dediğimiz bölüme baktığında, Kur'an'daki Kadınlar sizin tarlalarınızdır; bölümünü
anlattığını görürsün.
İncildekí tohumcu, eken. Ama ortada bir tarla olması gerekir ekin faaliyetinin yapılması için değil mi?” Antikacı
(O tarla kadın, tohum ise neslidir)
Kız sınavdan çıkmıştı, elinde sınav kağıdı ile evine doğru yürüyordu.
(Kız asıl sınavın ne olduğunu bilmiyordu)
Çocuk 6 yaşında, bir duvarın dibinde akşam olmasını bekliyordu.
(Asıl beklediği akşamın olması mı yoksa soğuktan titreyen ellerinin ısınması mıydı? Ya da kazandığı birkaç kuruş ile evde bekleyen kız kardeşinin karnını doyurabileceği bir şeyler almak mı? bunu kimse bilmiyordu.
Evindeki tek tencerede pişen yemeği beğenmeyen çocuk bilmiyordu. “Akşam yemekte ne var?” diye soran adamın; “bugün temizlik yapmaktan canım çıktı” diyen karısı bilmiyordu. Emeğiyle işlediği tarlanın mahsulü, üç kuruşa satın alınan çiftçi bilmiyordu. O çiftçinin emeğini on kuruşa satan pazarcı bilmiyordu.
O pazarda çocuklarının elinden tutmuş, “belki bir iki sebze atılır” diye bekleyen anne biliyordu. O anneyi görüp ona yardım etmeye çalışan adam biliyordu. O adamın usulca akan gözyaşlarını gören kızı biliyordu.
Küçük kız, babasını ilk kez ağlarken görmüştü. Uzaktan izliyordu... Ama yakından acı duyuyordu. O küçük kız dünyayı değiştireceğini düşünüyordu. Bir gün büyüyecekti ve tüm insanları sevgiyle kucaklayacaktı.
O küçük kız büyümüştü ama dünyayı değiştiremiyordu… dünya onu değiştiriyordu. Korkuyordu… kendi dünyasında kaybolmaktan korkuyordu. Farklı dünyaları tanıyamamaktan, o dünyalara çiçekler ekememekten korkuyordu. O küçük kızın çiçeği solmuştu… başka çiçekler solmasın diye su olmuştu…)
….
Çocuk sordu;
-“Abla saat kaç?”
(Saati mi soruyorsun yoksa zamanı mı?
Zaman akıp giderken ne yapıyorsun burada Çocuk? Bak kuşlar uçuyor, sen hiç uçurtma uçurdun mu? Avuçlarımda kal! Uçup uzak diyarlara gitme çocuk!)
Kız sordu;
-“Ne yapıyorsun burada?”
Çocuk cevapladı;