Kitapta türler arasındaki mücadeleleri ele almış ve bu türler arasındaki üstünlüğün ateşi kullanan ve yöneten’de olduğunu göstermişlerdir. Bu türlerin en az gelişmişi önce ağaçta yaşıyor. Sonra yavaş yavaş keşfe çıkarak mağaralara geçiş yapıyor. Ateşi buluyor... Ancak türler kendi arasında girdiği yarış katliama dönüşüyor. Aynı insanlar gibi.
Nasıl ki yaşadığımız dünyada hayvanlara, çevreye, bizden aşağı gördüğümüz insanlara türlü türlü işkenceler ediyorsak (Buradaki en iyi örnek soykırım tarihlerce süregelen güçlü zayıfı hep ezdi ezmeye de devam ediyor. Bahsedilen türler arasında da soykırım yaşanıyor. Jack London’ın öne sürdüğü tezde bu yönde)
ve fiziksel, sosyal ya da psikolojik zararlar veriyorsak bu türler de kendi aralarında bu şekilde çekişiyor. London’ın da dediği gibi “Sadece insan türünün erkeği, dişisini öldürür.”
Yazara gelirsek ben kalemini beğendim sade, herkesin anlayacağı sekilde açık yazmış. Kurgu iyiydi ve bunu sade bir dille yapması mükemmel olmuş
Keyifli okumalar dilerim.
Hayvan Çiftliği.
Orwell, bu romanında Sovyet devriminden sonraki yönetime ve Stalin’in diktatör rejimine eleştirilerde bulunuyor. Kitapta dönemin ezilen halkından tutun, siyasi gücün zehriyle hırslanıp, kutsal olarak görülen değerleri bile kendi lehine çeviren politikacılara, medya propagandasına ve daha bir sürü gerçeğe rastlamak mümkün. Orwell’ın kitapta kendi dönemini eleştirdiği görülse de hem geçmişe hem günümüze yönelik farklı çıkarımlar yapılabilir.
Rejimler değişse bile yerine geçen baskıcı yönetimler, halka sözleriyle güzel vaatlerde bulunarak onların salt bu söze inanmalarını ister. Arka planda ise halkı eğitimsiz, cahil bırakma ve sorgulamayan bir kitle oluşturma politikası yürütür. Kendi özgürlüğü ve zenginliği tüm toplum problemlerinden ve toplumdan daha önemlidir çünkü eline geçirdiği gücün büyüsü baş döndürücü ve zehirlidir.Değiştirilmek istenen düzene geri dönülmüş, tarih tekerrür etmiştir. Eğitimin önemi kitapla bir kez daha anlaşılmıştır. Hep birlikte ayaklanmayı başarılı şekilde gerçekleştirmiş olsalar da, domuzların okuyup-öğrenmesi, gücü elinde bulundurmalarına sebep olmuş ve diğer hayvanlar verilen buyruklara uymak zorunda kalmışlardır. Bir milletin sağlıklı bir yaşam sürmesi ve ilerlemesi için eğitim şarttır. Mustafa Kemal’in de dediği gibi “Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça muharebe mekanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır.”
Din ve toplum ilişkisi her zaman süregelmiştir. Bunun en temel nedenlerinden biri ise iktidarların, Tanrı adına konuşup onu kendi çıkarı doğrultusunda kullanmasında, bu koruyucu kalkanın arkasında kendi refahı ve zenginliği için her türlü zorbalığı yapmasında ve halkı baskıyla sömürmesinde yatar; tıpkı günümüzde olduğu gibi.
Tanrının ve dinin ismi ne olursa olsun, hangi coğrafyada ve hangi dönemde geçerse geçsin Tanrı’nın sözü, onun kimin yanında olduğuna göre sürekli değişir değiştirilir. Tabiri caizse din değil Tanrı reforme edilir. Özellikle Aydınlanma Dönemi öncesinde iktidar sürmek için de, iktidarı devirmek için de Tanrı’yı yanına çekmek, onun gücünden destek almak çok önemlidir. Dolayısıyla Tanrı, kimin safında yer alıyorsa halkda , iktidarda ondan yanadır.
Taa ki halk sorgulayana kadar...
On altıncı yüzyıl Avrupa'sı: Protestan Reformu Katolik Kilisesı'ne. güçlülere ve ayrıcalıklılara karşı bir isyana gırışir Böylece. kendılerıne yalnızca cennette eşitlik vaat edılen köylüler ve yoksullar. bu eşitliğe neden burada ve hemen sahip olmadıklarını sorgulamaya başlar. Bunun neticesinde. muktedirlerle aralarında kısa sürede alevlenen şiddetli bir mücadele patlak verır. Tarihe damgasını vuracak bu mücadeleye bir ilahıyatçı önderlık edecektir: Thomas Müntzer. Kendisi Almanya'yı ateşe verecek olan kişi. Ne Martın Luther'ın ne de Katolik Kilisesı nin yanında. Yoksulların Savaşı onun ve sıradan insanların hikayesi.
<Kitapta en sevdiğim alıntı>
"Eşıtsizliğin uzun ve korkunç bır tarihi var. Ve henüz son bulmadı."
Colette
Dişi Kedi, bir genç erkek, bir genç kadın ve bir dişi kedi üçgeninde kıskanmanın özel dünyasını bütün derinlik ve çıplaklığıyla ele alır. Alain'in nişanlısı Camille'in genç erkeğin dişi kedisi Saha'nın varlığından beklenmedik bir rakip keşfetmesi; Alain'in Camille'in karşısında Saha'nın Alain'i dişice kıskanması sonunda roman trajik boyutlara ulaşır.
Aslında hangi yönden bakarsak trajik...
Kadının tarafından bakarsak gerçekten bir hayvana degisilmek zor olurmuydu?
Adama bakarsak nasıl olurda ömrünü geçireceğin kadına bir kediyi tercih edersin?
Bana sorarsanız kıskançlık iyidir de bu kadarı fazla, hayvan sevgisi de güzeldir fakat ömrünün kadınına sadakatsizlik boyutunda olmamalı... bu kadar sorular arasında yine de okunmaya değer, iyi okumalar
Aylak Adam, dört mevsim boyunca bir arayış içerisinde oradan oraya sürüklenen bir karakterin hikayesini anlatıyor. Romanın başkahramanı yalnızca tek bir harften, bir sembolden ibaret olan “C.”dir. C'nin bir yıl boyunca başından geçen olayları anlatan kitap, dörde ayrılmış olup her bölümde farklı mevsimlerde C.'nin yaşantısını ele alır...
Betimlemelerine bayılacaksınız
Seni düşündükçe içimin ısınması var.♡E