İnsan yarımyamalak hikayesini ömür boyunca anlatabilir mi? Böyle bir sinirliliğe ne kadar katlanılabilir? İnsan her an kendini parçalayarak, kendi etinden kanından vererek yaşayabilir mi?
(...)"Oscar Lewis gene de bu kültürün ferahlatıcı unsurlarını yetersiz buluyor: "Fakirlik kültüründe yaşayanlarda büyük acı çekme ve boşluk duygusu vardır. Uzun süreli tatminler sağlamak zordur. Gerçekte fakirliğin kültürü, kültürün fakirliğidir."
Hemen hemen günümüzde geçen (1970'li yıllarda) bilim kurgu diyebileceğimiz harika bir roman. Sürükleyiciliği hiç azalmayan, yer yer gerilim yüklü bir kitap. Epilepsi krizleri dolu ile bir hayatın zorluğunu çok güzel anlatılmış. Finalini şaşırtıcı. Yazarın hayal gücü etkileyici. Merhumun eserlerinin az olması gerçekten üzücü. Tavsiye ederim.
Ken Grimwood
Basımından dolayı mı, çeviriden dolayı mı bilmiyorum ama pek sevememiştim bu kitabı...
Aslında Sherlock Holmes serisinin ilki ve en çok okunanı; ancak bu kadar olumlu özelliğine rağmen polisiyelerde sıklıkla rastlanan o itici unsurdan kurtulamamış. Olayların geriye dönük olarak "Aslında şu şöyleydi," şeklinde uzun uzadıya açıklanmasını maalesef sevemiyorum.
Arthur Conan Doyle
Bu eser; Balzac'ın romantizmi en derin şekilde yaşattığı, yer yer sıkıcı olabilecek kadar uzun uzadıya aşk tanımları yaptığı, aynı zamanda hayata dair Dostoyevski romanlarını aratmayacak gerçeklikte tespitlerde bulunduğu bir romandır.
Açıkça söylemek gerekirse aşırı romantizm barındırdığı için okurken fazlasıyla sıkıldığım ancak bir o kadar da not aldığım bir kitaptı. Zaten bu yüzden eseri bitirebilmek adına, sürekli tekrar eden o aşk tasvirlerinin ve iltifatların tekdüzeliğine katlandım; fakat okuduğuma asla pişman değilim.
Eğer tanrısal sevgiyi arıyor ve derinlikten yoksun ilişkilerden şikayet ediyorsanız bu romanı mutlaka okumalısınız. Bu arada Balzac'ın, eserin birkaç yerinde İngilizleri sert bir dille eleştirmesi de dikkatimden kaçmadı.
Honore de Balzac