Esra

Esra
@Esolaholmes
Hayal Gücü Bakanı
Dünya
Sirius, 2001
332 okur puanı
Aralık 2022 tarihinde katıldı
Clarissa...
7/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2025 02:10
Clarissa; içe dönük, saf ve güzel kalpli kadın... Bir manastırda 10 yıl eğitim gören ve annesiz büyüyen bir kız çocuğu. Babasının asker olması sebebiyle disiplinli ve şımarıklık yapma lüksü olmadan yaşayan bir kadın. Kendi ayakları üzerinde duran, azimli ve çalışkan Clarissa. Sinir hastalıkları ile ilgilenen bir doktorun yanında asistanlık yaparak hem insan psikolojisini daha iyi anlar, hem de kariyerine sağlam bir giriş yapar, ancak sonrasında olanlar herşeyi tersine çevirir. Aşık olur... Büyük bir tutkuyla yabancı bir erkeğe, hem de ülkesine düşman olan bir ülke olan Fransız bir adama aşık olur. Ve sonunda patlak veren 1. Dünya savaşı onları ayırır. Ama Clarissa ülkesine dönerken sevdiği adamdan bir parça kendisiyle beraber gelir... Clarissa hamiledir. 1.Dünya savaşı yüzünden Clarissa işinden ayrılıp gönüllü olarak hastanede çalışmaya başlar. Her gün kolu kopan, ağır yaralı olan ve psikolojileri bozuk askerleri görür. Yazarımız burda savaşa olan bakış açısını da dile getirir doktorumuzun ağzından. Evet, elbette savaş dünyanın en mantıksız şeyidir. Hele ki bugünlerde var olan savaşlarda gördüğümüz masum insanların yaşadıklarını görmek son derece acı verir bizlere ve bize çoğu şeyi sorgulatır. Her ne kadar kitabın sonu beni tatmin etmese de okunmaya değer güzel bir kitaptı.
Hayata Dair
ClarissaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201717bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Stoacı İmparator
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2023 32. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2023 18:24
Bir imparator hayatını ne kadar sade yaşayabilir? Günümüzde stoacılık dendiğinde, bu felsefeyi anlamak isteyenler için akla gelen ilk kitap olabilir #k:45535. Çünkü aslında herkesin anlayabileceği düzeye yakın ve karmaşık olmayan bir felsefe kitabıdır. Açıkçası stoa felsefesi bana çok uzak bir anlayış gibi gelir hep . Çünkü; mutlu bir yaşam için sadece erdemin gerekli olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca acıya katlanma yöntemi, bizim insani dediğimiz duyguların ise törpülenmesi anlayışı ve bunun gibi sebepler dolayısıyla, bana çok gerçekçi bir anlayış gibi gelmiyor. Acı vardır ve insanlar acı çeker, bunu da yokmuş gibi davranmayız, öyle yapsak bile o acı hâlâ orda duruyordur. Gözümüzü kapattığımızda herşey yok olur gibi gelir çünkü hiçbir şey görmeyiz. Ama aslında her şey olduğu gibi duruyordur. Hümanizm de bana çok saçma gelen bir düşüncedir. Çünkü bana göre kişi ne yaparsa yapsın yaşama hakkı vardır ve stoacılığa göre de herkes bütünün bir parçasıdır ve herbirinin ayrı görevleri vardır düşüncesine de katılmıyorum. Bir çocuk tecavüzcüsünün bana göre yaşama hakkı yoktur. Şimdi bunun topluma olan faydası nedir? Evet kitap şunu çok net ve anlaşılır bir şekilde sunmuştur: Ben istediğim kadar başarılı, istediğim kadar zengin, istediğim kadar güzel olayım olmasına ama sonum belli ve o son bütün bu dünyevi şeyleri anlamsız kılar. En fazla ne kadar yaşayabilir ki bir insan? 100 sene mi? Peki yaşa, ama sonra öleceksin. Ne imparatorlar, ne krallar, ne varlıklı insanlar yaşadı bu dünyada, ama sonunda hepsi öldü. Ve ardında bıraktıkları başarıları her ne kadar konuşulsa da, her ne kadar yüzyıllar sonra bile onları biliyor olsak da bunun onlar için bir önemi ve faydası yoktur. Marcus Aurelius, yaşadığımız her hayatı hak ettiğimizi söyler. Ona göre Tanrılar bize bile isteye kötü bir hayat
Felsefe
Kendime DüşüncelerMarcus Aurelius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202428bin okunma
Suskun Fırtına
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2023 31. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2023 22:44
Herkesin içinde bazı vakitler suskun fırtınalar kopar. Öylesine bir fırtınadır ki bu; tüm bedeni yıkar ve kalbi paramparça eder. İçimize attığımız sıkıntılar, sanki kalbe çok yüklendiğimiz için bizden acısını çıkarırcasına, pervasızca ve şiddetle bir fırtına koparır. Taşıdığımız her bir ufak sıkıntı büyür büyür ve dağ olur sanki, sığmaz içimize, dışarı çıkmak ister, terk etmek ister bulunduğu yüreği. Bunların olmasına neden izin veriyoruz? Neden kendi kendimize bu zulmü çektiriyoruz? Yaklaşık üç ay önce bir kitap fuarında tanıştığım bir yazar olan Taştan Çıralar' ın okuduğum ilk kitabı. O kadar nazik ve o kadar beyefendi bir kişiliğe sahip ki, kitabını almamak imkansızdı resmen. Şimdi ise kitabı bitirdiğim için şunu söyleyebilirim: iyi ki almışım... Kitap çok naif bir dille yazılmış bana göre. Yazarın hikaye anlatış biçimi de bana biraz Sabahattin Ali' yi hatırlatmakta birlikte okurken çok keyif veren bir kalemi var. Anadolu'nun kendi içinde yaşadığı ve yaşattığı zorlukları çok ustaca bize aktarmış. Karakterlerin her biri bir Anadolu insanı, hepsi içimizden birileri gibi, hatta sanki bizi yazmış gibi. Tamamıyla kurgu olmayan bu romanda, yazar kendi hayatını aslında hikaye biçiminde ele almış. Yaşadığı her bir zorluğu sanki okurken siz yaşıyorsunuz. Verdiği mücadeleden sanki siz yoruluyor gibi oluyorsunuz. Kendine bir hedef belirleyen ve bu doğrultuda her çabayı gösteren birisi olarak sonunda amacına ulaşıyor ancak, hayat hiç bir zaman bembeyaz olmuyor, bir yerlerde mutlaka ufak da olsa lekeler kalıyor. Temizlemeye çalıştığımızda ise daha da beter ederiz. Bu yüzdendir ki belki de o lekeleri kabul etmemiz gerekir...
Edebiyat
Suskun FırtınaTaştan Çıralar · Ada Yayınevi · 20111 okunma
Kendi Oyunlarını Yazanlar
10/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2023 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2023 23:03
Çoktan yazılmış olan bir oyunu mu yaşıyoruz, yoksa bu sıkıcı hayata renk katmak için bilerek mi oyun oynuyoruz? Zihnimizde beliren ve diğer insanlardan bizi ayırdığını zannettiğimiz düşünceler de acaba bu oyunun bir parçası mı? En sevdiğim Türk yazarların başında gelen Oğuz Atay' ın Tutunamayanlar gibi bir şaheseri okuduktan sonra yazara karşı bir ilgim ve merakım oluştuğu için başka kitaplarını da satın aldım ve 700 sayfadan sonra çerez gibi giden, nasıl bittiğini bile anlayamadığım bu oyunun içinde buldum kendimi. Ve şunu gördüm; ben de oyunlarla yaşıyorum. Benim de sahnem kafamın içinde, ve orda başroldeyim. Senaryoyu da kalbimden gelen emirle yazıyorum. Bu yüzden de izlemeye kimse gelmiyor. Çünkü herkes kendi oyununu yaşamakta... Kitabı okurken aklımda sürekli Tutunamayanlar belirdi ve baş karakter olan Coşkun'u, Selim gibi hayal ettim. Her bir cümlesinde onun neden tutunamadığını daha iyi anladım. Oğuz Atay, içinde yaşadığı dönem ve tarih itibariyle, diğer bir çok sanatçı gibi zorluklar çekmiştir. Ve ülkesi adına duyduğu rahatsızlığı da kitabında incelikle ve zekice aktarmıştır. Ve bunu bir oyun üzerinden yapması da üstelik çok başarılı bir şekilde yapması beni tekrardan kendisine hayran bıraktırdı. Bana göre kendi dünyasını ve düşüncelerini en iyi şekilde dile getiren yazarların başında Fyodor Dostoyevski ve Oğuz Atay gelir. Kendimi her iki yazara da o kadar yakın buluyorum ki, sanki ikisi benim beynimin içindeler ve düşüncelerimi tek tek kağıda döküyorlar. Üstelik bunu sanatsal ve ebedi açıdan muazzam bir şekilde yapıyorlar. Daha çok Dostoveski ve daha çok Oğuz Atay istiyorum... Ve daha çok okumak...
Edebiyat
Oyunlarla YaşayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202011,6bin okunma
Kadın Olmak Ve Feminizm
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2023 28. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2023 22:25
Bir kadın, kadın olmanın ne olduğunu ancak bu kadar güzel anlatabilirdi. Kadının neyi nasıl hissettiğini, neleri yapabileceğini ve bunları yaparken de sahip olması gereken temel haklardan bahsederken de bunu en yalın ve sade bir biçimde ele alır. Feminizm nedir peki? Ve şu anki feminizm anlayışı nedir diye sormak gerekir önce. Aslında çok temel ve basit bir anlayışa sahip olan bu görüş, kadın ve erkeklerin temel hak ve özgürlükler bakımından eşit olmasını savunur. Aslında olması gereken bu değil mi? Ancak, bırakın 16. Ve 17. y.y' daki kadına verilen değerin alçaklığını ( ki bence o dönemlerde bırakın kadını, eğer soylu değilseniz erkek olmak da bir işe yaramıyordu) hâlâ günümüzde bile bunun ne denli olduğunu hepimiz görüyoruz. Ancak şu an günümüzde feminizm dendiğinde, çoğu insanın bunu saçma, gereksiz ve cringe olarak görmesinin sebebi ise aslında bu görüşü amacından tamamen saptırarak, bunu erkek düşmanlığına çevirenlerdir. Kadın olmayı üstün bulan kadınların, erkek olmayı üstün bulan erkeklerden hiç bir farkı yoktur. Cinsiyet üstünlük sebebi olmamalı. Bizi değerli kılan şeyler bu denli basit ve elimizde olmayan sebepten ötürü bulunduğumuz cinsiyetin konumu olmamalı! Evet ben bir kadınım, ancak kadınlığımdan önce bir insanım. Kadın olmaktan gurur duymuyorum ancak asla utanmıyorum da. Çünkü bu ne gurur ne de utanç sebebidir. Lakin şunu da kabul etmeliyiz ki günümüzde bile kadınların sırf kadın olduğu için bazı şeylerden mahrum bırakıldığı aşikar. Evet belki bunu İzmir'de, İstanbul'da veya bu gibi şehirlerde çok görmeyiz, ancak daha doğuya gittiğiniz zaman bu ayrımı hâlâ görürsünüz. Bunu kendi çevremden biliyorum çünkü. Hatta kendimden biliyorum. Sırf kız çocuğu olduğum için okul müdürümün babama "kızını seviyorsan okutma!" demesi hâlâ atlatamadığım acı bir
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İndigo Kitap · 201748,2bin okunma