📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yazarın ifadesiyle “hikaye ile roman arasında bir kitap” (s-17) olan eser küçük bir Anadolu kasabasının ve kasaba esnafının tanıtılmasıyla başlıyor.
Bahsi geçen kasabadan şehre giden tek araç Mavi Kuş ‘ün şoförünün ve yolcularının hikayeleri anlatılıyor teker teker. Yolcular içinde de yok yok; köylüden tutun da Amerikalı çifte, doktordan öğretmene, mahkumdan öğrenciye, avcıdan ağaya, mühendisten* kaçak yolcuya… birbirinden oldukça farklı bu yolcuların birbirinden farklı hayat hikayeleri paylaşılıyor okurla. Yani bir kez daha bizi bize anlatıyor Kutlu. Bir kez daha bizim yaralarımızı gözler önüne seriyor, bizim sevinçlerimizi, bizim dertlerimizi…
Çoğu eserinde olduğu gibi akıcı, duru bir dil kullanıyor. Birkaç defa tekrara düşülse de okuru kitaptan koparacak ölçüde olmuyor. Kitap bir film gibi gözünüzün önünde akıp gidiyor.
Hakim bakış açısıyla kaleme alınmış olması da ayrı bir tat veriyor. Yer yer okura seslenmesi, okurla konuşması biraz daha hikayeye katıyor sizi, kendinizi “hikayeden” saymanızı sağlıyor. Olanları dinleyen/ okuyan değil de “şahit olan” gibi hissettiriyor.
Sonu ise hiç beklenmedik şekilde oluyor. İster istemez bir “haydaa” dedirtiyor.
İlk olarak 2019 yolunda okuduğum Mavi Kuş’u bu sefer daha bi beğendim, hikayelerinden daha bi etkilendim. Daha çok yerin altını çizdim.
Naçizane tavsiyemdir efendim; okuyup okutalım.
Açıkçası 542 sayfada birbirinden önemli o kadar çok konuya dikkat çekiliyor ki nereden başlayacağımı bilemiyorum.
Kimi yerlerde Gabriel Garcia Marquez ‘in Yüzyıllık Yalnızlık eserini anımsatırken anlatılan kimi olaylar da ister istemez John Steinbeck ‘in Gazap Üzümleri ‘ni anımsamama sebep oldu. Her iki kitabı da çok beğenerek okumuştum, her iki kitap da benim için “en” güzeller arasında yer alır. Dolayısıyla Ruhlar Evi ‘ni de oldukça beğendim.
En çok beğendiğim noktalardan biri kadın karakterlerin ağırlıkta ve güçlü olması. Hepsine hayran olmanın yanında Clara ile gerçekten tanışabilmeyi çok istedim. ☻
Anlatıcı bazı bölümlerde Esreban iken çoğu bölümde kim bilmiyoruz, ta ki sona gelene kadar. Fakat bu durum beni hiç rahatsız etmedi. Akıcı ve oldukça anlaşılır bir üslupla yazıldığı için anlatıcının aralarda değişmesi beni yormadı. Olay örgünün bu ikiliği gerektirdiğini ve neden anlatıcının kim olduğunun başta belirtilmediğini kitap ilerledikçe anlıyoruz zaten.
Konu olarak özetlersek; toprak ağalarının (pek kıymetli burjuvalar) işçileri ezip hükümsürmeye devam edebilmek adına destekledikleri sağcılar, birkaç korkusuz işçinin çabasıyla başa gelen solcular ve bu ikisinin çekişmesi sonucu yönetime el koyan asker… Az çok neler olabileceği insanın gözünde canlanıyor. Bizim ülkemize ne yazık ki çok yabancı durumlar değil bunlar. Neyse… darbe olunca kominizmden kurtulduk sevincini yaşayan sağcılar işlerin çok da öyle olmadığını uygulanan diktatörlük ile farkediyorlar gel gör ki olan oldu, giden gitti…
-Hakkında yazmakta zorlandığım kitaplardan biri oldu Ruhlar Evi (yazmak istediğim çok şey var ama bir düzene koyamadım bir türlü) fakat daha sonra dönüp bakabilmek adına da bir şeyler yazmak istedim.-
Ruhlar EviIsabel Allende · Can Yayınları · 20181,615 okunma