-Öldü - dedim.
-Öldü mü? Neden peki?
-Neden olduğu anlaşılamadı. Belki de üzüntüdendir. Sürekli iç çekerdi.
-Bu kötü bir şeydir. Her iç çekiş insanın yitirdiği bir yudum yaşamdır.
Tanrı'nın izniyle, herkes bir gün ölmeye mahkumdur, ama insan istediği zamanda ölür, onun belirlediği zamanda değil. Ya da eğer bunu istiyorsan, onu belirlemiş zamanı öne almaya zorlarsın.
Yıllarca görüşmediğim eski yakınlarımla tekrar görüşmekten pek hoşlanmam. O görüşmediğimiz yılların görünen ya da görünmeyen mutlaka geçerli bir sebebi vardır, yıllar sonra karşılaştığında o sebepler geçerliliğini yitirse de artık bambaşka birisindir, değişmiş, yoğrulmuş, küçülmüş, belki de kocaman olmuşsundur ama bu süreçlerin hiçbirinde o kişi yanında olmamıştır. Birini en baştan tanımak gibi de olmaz çünkü bu kişinin birazını biliyorsunuzdur, devam etmek istesen edemezsin çünkü araya giren onca şey dikkatini o kadar dağırmıştır ki onu hatırladığını da unutmuşsundur. Sadece hissedersin. Bir zamanlar onu tanıdığını bilirsin. Nitekim o da artık bambaşka biridir.
Ölümün nefreti silip götürdüğü, insanı kendine getirdiği, geride kalanların birbirinin kıymetini bilmelerini sağladığı zırvaları yalan. Ölüm, birini affetmemeyi kafaya koyduğunuzda sizi ve o nefretle bilenmekten ve içinizdeki uçurumları büyütmekten başka bir işe yaramıyor. Nefreti ölümle meşrulaştırıyor kişi. Oh diyor içinden, iyi ki nefret ettim, çok haklıydım nefret etmekte.