İnsanoğlu artık yeşile olan aşkını ilan etmiş durumda. Ancak bu tutkunun kaynağı, gözlerini doğaya çevirdiği ve içini açtığı iddialarıyla alakalı değil. Kafasını kaldırıp baktığı doğa içini açıyor diye mi? Hayır. Ağaçlar, onlara hayat fısıldıyor diye mi bu sevgi doğdu? Hiç değil.
Benim en çok sevmeye çalıştığım, acımasız insanoğlunun ise en sevdiği renk. Ağaçlardan, doğadan ya da ormandan değil, bu sevginin kaynağı. Paradan. Evet, yeşilin gücü tam olarak buradan geliyor, sadece... Paradan. Yeşil, insanoğlunun doyumsuz hırsının, ihtirasının ve zenginlik arzusunun sembolüdür. Ahlaki değerler geri planda kalırken, insanoğlu kör bir şekilde yeşilin peşinden koşar. Yeşilin cazibesi onları hipnotize eder, etraflarındaki yıkımı fark etmelerini engeller.
21. yüzyıldayız, insanlığın en karanlık çağındayız. İnsan gücü keşfetmek için attığı her adımda yeni bir kadim dost buldu kendine: Para.
Daha önce hiç görülmemiş bu çağda, açgözlülüğün zirvesindeyiz. İnsanlar, hırs ve ihtiraslarının kölesi oldular. Para, insanların gözlerini kör etti, kalplerini donattı ve vicdanlarını susturdu. İnsanlar, insanlık onurunu, ahlaki değerleri ve doğanın kutsallığını hiçe saydı.
Para, her şeyin ölçüsü haline geldi, insanları kontrol eden, onları iyi niyetlerinden ve vicdanlarından uzaklaştıran bir güce dönüştü. Çıkarları uğruna her şeyi yapmaya hazır hale getirdi. Para, güç, prestij ve lüks arayışı, insanların kalplerindeki ışığı söndürdü.
Açıp da okuyan kaldı mı gerçekten Tanrı'nın kutsal kitaplarını, kelimelerini, cümlelerini ya da emirlerini? Tanrı'yı arayan kaldı mı bu günlerde? Friedrich Nietzsche duyurmadı mı onun cenazesini herkese, bundan neredeyse bir yüzyıl önce?
Acımasızlığı kendine kadim dost yapan insan müsveddelerinin görmek istediği tek şey yeşil bir kağıdın üzerine