Soner Kandemir

Soner Kandemir
@Genckalemler
Ne efsunkâr imişsin âh ey dîdâr-ı hürriyet, Esîr-i âşkın oldum, gerçi kurtuldum esaretden.
Boğdan (Moldavya), Türkiye'ye ait otonom bir Romen prensliği idi. Karadeniz'e kıyısı olmayıp, sahil kısmı doğrudan Osmanlı yönetiminde idi. Türkiye'nin sulh halinde bulunduğu Polonya Krallığı topraklarına girmesi ve Polonya sefirinin şikâyeti, seferin sebeplerindendir. 29 Ağustos'ta Ordu, Dobruca ve Isakçı kuzeyinde Kızılgöl konağındayken, 2 Türk eri, bir Hristiyan'ın evini yaktıkları için, Sultan Süleyman tarafından idam ettirildi. Bu olay, klasik anekdot olarak Avrupa mektep kitaplarına geçmiştir.
Sayfa 546
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Öteden Trakyalı Mühendis Ekrem Bey, Edirnelilere mahsus mûnis, tatlı bir şive ile: "-Abe, yankesiciden, celepten siyasî olur da, helvacıdan olmaz mı? Baksana kâğıt helvacısı bile siyasî olmuş!..." diyerek, Sarıyer'de kâğıt helva satarken isim benzerliğinden tevkif edilerek bu siyasî sûikast töhmeti içine karıştırılan zavallı bir Arnavut'u gösteri. Herkes Ekrem Beyin bu zarif nüktesine gülmekten kendini alıkoyamadı.
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Alıntı
Artık yemek vakti gelmiş; mahpuslar birer birer hücrelerinden çıkarak hapishânenin yemekhânesini teşkil eden taşlığa doğru gidiyorlardı. Biz de çıktık... Bir defa yemek olarak yediğimiz yine sulu tuzsuz bir lâpa ile üzerine, içindeki tatlılığı sakarinden olduğuna şüphe edilmeyen marmelât sürülmüş bir dilim ekmek idi. İngilizler İstanbul'daki hapishânelerinde mahpuslara şeker, tuz vermiyorlar; vücuttan düşürmek için bu iki mühim gıdadan zavallıları mahrum bırakıyorlardı. Şekersiz, tuzsuz yaşamanın kabil olmayacağını idrak eden bir kimsenin her türlü gıda maddesi itibariyle bir fakirin âdeta sadaka gıdası bile addedilmeyecek yemek kırıntılarını mahdud bir zaman için yemeğe mahkûm edilmesi tahammül olunur hâllerden değildi. Anglosakson medeniyetinin, acaba İstanbul'da biz zavallı Türkler için revâ gördüğü bu tahammülsüz hâllerin sebebi ne idi? Biz Türkler insandan sayılmıyor muyduk? İnsanlar için mükellef bir otelin bodrum katında, yer altında şarap mahzenlerinin hapishâne olarak kullanılması, İnsanlık Âlemi'nde görülmüş işlerden değildi.
Sayfa 58·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimesgut köyü kurulmuş ve buraya Rumeli muhacirleri yerleştirilmişti. Bir gün, Gazi'ye mahsus binanın bazı tesisatını tetkik etmek üzere, beraberlerinde bu köye varmıştık. Köylüler, kadınlar büyük adamın etrafını sardılar, dert yandılar. Başlarında yetmişlik bir nine kadın şöyle diyordu: "Paşa Efendi, alışıklık bu ya, köy evlerinin yanı başında davarını, öteberisini koyacak geniş bir yer lazımdır. Harman yerleri biraz uzakta olsa da zarar etmez, yer de yok değil, Allah bol arazi vermiş, şükür. Emret de, bu yerleri bize ayırsınlar." Gazi, lazım gelen emirleri verdi ve bu koca ninenin yanına yaklaştı, kalın bir yemeni bezi ile örtülü saçlarını, yüzünü okşadı. "Güzel ninem, nurlu yüzünü aç da güneş, ışık alsın. Hem bu kalın örtü sıhhi değildir" buyurdu. İhtiyar kadın, yüzünü ve saçlarını örten kalın bezi çıkardı. "Milletin babasısın, sana haram olmaz. Gel ben de senin gül yüzünü öpeyim" diyerek, Atatürk'ü öptü, ağladı, bizleri de ağlattı. İhtiyar ninenin sözleri, muhitine tesirini yapmıştı. Etraftaki kadınlar, birbirlerine bakışarak ve uyarak, başlarındaki bezleri çıkarıyorlardı.
Sayfa 115·Kitabı okudu
Atatürk'ün çocukluk arkadaşı Nuri Conker, askerlik hayatında da onun maiyetinde çalışmış idi. Birinci Cihan Harbi'nde, Bitlis ve havalisinde Ruslarla çarpışıldığı zaman, Nuri Conker de, bir fırka kumandanı idi. Ordu karargâhı, Çapakçur'la Muş kasabası arasında, Eşek meydanı denilen mevkide, bir Ermeni köyünde idi. Düşman, büyük kuvvetlerle gece taarruzu yapmıştı. Ordunun karargâhını koruyan merkez cephesine yapılan ani ve şiddetli taarruz karşısında, Türk kıtaları, mukavemet imkânını bulamamışlardı. Mustafa Kemal Paşa da, düşmanın hiç beklemediği bir anda, Çapakçur üzerinden küçük bir kuvvetle mukabil taarruz yaptırmış idi. Bu taarruzu beklemeyen Rus kıtaları da, büyük bir kuvvetin arkalarını keseceğinden korkarak, taarruzu durdurmuş ve süratle geri çekilmişlerdi. Nuri Conker, sağ cenahta bulunuyordu. Onun kıtaları da taarruz emri almıştı. Bu taarruz tehlikeli fakat zaruri idi. Bazı zorluklar yüzünden kıtaların hareketi gecikmiş, bu yüzden de Nuri Conker'in kıtaları tehlikeye düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, merkezden kuvvet ayırarak, sevgili arkadaşını ve kumanda ettiği kıtaları kurtarmak mecburiyetine düşmüştü. Gazi, bu vakayı anlatırken, "Nuri Conker her şey olabilir ama kumandan olamaz" diye latife ederdi. Bu gece de, aynı ifadeyi tekrar ederek, "Nuri Conker kumandan olamaz" demişlerdi. Nuri Bey, hiddetle ayağa kalktı, bir elini masaya diğer elini göğsüne koyarak bir kumandan edasıyla, "Arkadaşlar, nafile yoruluyoruz. Bu zatı memnun etmek mümkün değildir. Bu efendi, kendisini o kadar çok büyük görür ve sayar ki, her hareket, her muvaffak başarı onun nazarında ehemmiyetini kaybeder" dedi. Merhum Nuri Bey, bu sözleri bize söyledikten sonra, yüzünü Atatürk'e çevirdi ve devam etti, "Yahu su bulunmayan Kerbela gibi çöl sahralarında sana dondurma yedirmedim mi? Daha
Sayfa 106·Kitabı okudu
Alıntı