Atatürk'ün çocukluk arkadaşı Nuri Conker, askerlik hayatında da onun maiyetinde çalışmış idi. Birinci Cihan Harbi'nde, Bitlis ve havalisinde Ruslarla çarpışıldığı zaman, Nuri Conker de, bir fırka kumandanı idi. Ordu karargâhı, Çapakçur'la Muş kasabası arasında, Eşek meydanı denilen mevkide, bir Ermeni köyünde idi.
Düşman, büyük kuvvetlerle gece taarruzu yapmıştı. Ordunun karargâhını koruyan merkez cephesine yapılan ani ve şiddetli taarruz karşısında, Türk kıtaları, mukavemet imkânını bulamamışlardı. Mustafa Kemal Paşa da, düşmanın hiç beklemediği bir anda, Çapakçur üzerinden küçük bir kuvvetle mukabil taarruz yaptırmış idi. Bu taarruzu beklemeyen Rus kıtaları da, büyük bir kuvvetin arkalarını keseceğinden korkarak, taarruzu durdurmuş ve süratle geri çekilmişlerdi.
Nuri Conker, sağ cenahta bulunuyordu. Onun kıtaları da taarruz emri almıştı. Bu taarruz tehlikeli fakat zaruri idi. Bazı zorluklar yüzünden kıtaların hareketi gecikmiş, bu yüzden de Nuri Conker'in kıtaları tehlikeye düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, merkezden kuvvet ayırarak, sevgili arkadaşını ve kumanda ettiği kıtaları kurtarmak mecburiyetine düşmüştü.
Gazi, bu vakayı anlatırken, "Nuri Conker her şey olabilir ama kumandan olamaz" diye latife ederdi.
Bu gece de, aynı ifadeyi tekrar ederek, "Nuri Conker kumandan olamaz" demişlerdi.
Nuri Bey, hiddetle ayağa kalktı, bir elini masaya diğer elini göğsüne koyarak bir kumandan edasıyla, "Arkadaşlar, nafile yoruluyoruz. Bu zatı memnun etmek mümkün değildir. Bu efendi, kendisini o kadar çok büyük görür ve sayar ki, her hareket, her muvaffak başarı onun nazarında ehemmiyetini kaybeder" dedi.
Merhum Nuri Bey, bu sözleri bize söyledikten sonra, yüzünü Atatürk'e çevirdi ve devam etti, "Yahu su bulunmayan Kerbela gibi çöl sahralarında sana dondurma yedirmedim mi? Daha