Söyle bana Jacob, Tanrı’nın kadiri mutlak olduğuna inanıyor musun?”
Jacob başıyla onaylıyor.
“Tanrı’nın kusursuz olduğuna? Kendi başına eksiksiz olduğuna. . . ” Jacob yine onaylıyor.
“O halde kusursuz ve eksiksiz bir varlığın hiçbir ihtiyacı, yetersizliği, isteği ya da arzusu olmadığını da kabul edersin, öyle değil mi?” Jacob düşünüyor, duraksıyor ve temkinli bir şekilde başıyla onaylıyor. Spinoza, Franco’nun dudaklarında beliren bir gülümseme fark ediyor.
“O halde” diye devam ediyor Spinoza: “Ben Tanrı’nın onu nasıl yücelttiğimize, hatta yüceltip yüceltmemize dair bir isteğinin olmadığını iddia ediyorum. O zaman Jacob, bırak da Tanrı'yı kendimce seveyim ben. "
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir sorum var. Bir oğlun, babasının yanan etinin kokusunu duyduğu bu dünyayı bir düşünün. Böyle bir dünya yaratan Tanrı nerede? Böyle şeylere neden izin veriyor o? Bunu sorduğum için beni mi suçluyorsunuz?
louise salome, hem nietzsche hem de nietzsche’nin arkadaşı filozof paul ree’nin evlilik tekliflerini reddetmişti. İki adamla da evlenmeyi kabul etmemiş. fakat onlara entelektüel bir “kutsal üçlü” olarak hep beraber yaşamayı önermişti. filozoflar ise şaşırtıcı bir şekilde bu teklifi kabul ettiler. Ancak kıskançlık başlayınca üçünün eğlencesi uzun sürmez. Salome kışı berlin’de sadece Ree ile geçirmek isteyince, kendini ihanete uğramış hisseden nietzsche kuzey italya’da inzivaya çekilmeye karar verir, intihar etmek yerine ise salome’ye atıfta bulunduğu düşünülen, ünlü “kadınlara mı gidiyorsun ? Kırbacını unutma!” cümlesini içeren Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabını on gün içinde yazar.
"Bir defasında hocama dedim ki:
-Bir kitap okudum ama zihnimde kitaptan hiçbir şey kalmadı. Bana bir meyve uzattı ve dedi ki:
-Bunu ağzında çiğneyip ye. Yedikten sonra sordu:
-Şimdi sen büyüdün mü?
-Hayır, dedim.
Dedi ki: -Büyümedin ama o meyve vücuduna dağıldı; et oldu, kemik oldu, sinir oldu, deri oldu, tırnak oldu, hücre oldu… Anladım ki, okuduğum kitap da öyle dağılıyor:
Bir kısmı kelime dağarcığını zenginleştiriyor.
Bir kısmı bilgi ve irfanını artırıyor, bir kısmı ahlakını güzelleştiriyor,bir kısmı yazı ve konuşmada üslubuna incelik katıyor, bir kısmı hayata farklı bakmanı sağlıyor, bir kısmı içindeki sevgi-merhameti arttırıyor, bir kısmı özgüvenini arttırıyor, düşünmeni, sorgulamanı tetikliyor, olaylar karşısında nasıl davranman gerektiğini öğretiyor.Her ne kadar sen bunların farkında olmasan da ! Kitap okumak bir şeye yaramaz, çünkü kitap okumak çok şeye yarar! O kadar çok şeye yarar ki neye yaradığını söylemek imkansızdır."