Eyüp

Eyüp
@Heissenberg
Yıkanlar çok, yapanlar az. Öyleyse yapanlar geceyi gündüze katmalılar ki, yapılan tahripler günü gününe tamir olsun.
Öğrenci
Tıp Fakültesi
51 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
9/10
·200 syf.·
2019 7. kitabı
Es-Selam Dostlar... Cemil Meriç ile Ali Fuat Başgil’in tavsiye yazılarını okumam ile kitaplığıma kazandırdığım disiplinli çalışma,irade eğitimi ve ahlak üzere yazılmış bir eser… Yazarımız Julet Payot karakter eğiminin önemi ile başlıyor ve özellikle vurguluyor sağlam nitelikli bir eğitim ile karakterin değişebileceğini. Sonrasında başarı için en temel unsurun irade eğitimin olduğunu vurguluyor. Acaba bu eğitim nasıl sağlanır ve günümüzde iradeyi engelleyen unsurlar nelerdir? Eğitimci olarak yazarımızın başarısızlığımızın en büyük etkeni iradesizlik ( irade zayıflığı ) sözüne sonuna kadar katılıyorum. Derslere girdiğimiz zaman malumunuz üzere öğrencilerimizin en büyük sıkıntıları çaba göstermekten ve özellikle süreklilik gerektiren gayretten uzak kalmaları, nasıl verimli bir şekilde başarı sağlanır bilmemeleri… Neticesinde ise hasıl olan şu davranışlar şekilleniyor; Hantallık,rehavet,tembellik ve aymazlık. Soruyum niçin çalışmıyorsun; -Hocam canım istemiyor, cevabı en çok rastlanan zaaflık göstergesi diyebilirim. Peki bu süreçte bizler eğitimciler daha doğrusu büyüklerimizin payı ne? Maalesef ve maalesef dün sitede arkadaşlarla da istişaresini yaptık müfredat öğrenciyi gerçekten tanımaya veya değerlerini ortaya çıkarmaya yönelik değil. Sadece bilgiye dayalı bir sistem dahlinde hareket ediyoruz. Bir örnek veriyim; Öğrencim rapor aldı ertesi gün aynı kağıdı verdim ve arkadaşlarından soruları aldığı için 87 aldı. -Dedim ki olmaz bu haksızlık ki Cuma günü idi.Pazartesi gel yeniden farklı sorular ile sınav yapacağım. Dostlar! Sadece soruların yerleri değiştirdim ve aldığı not;57…
Eğitim
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·148 syf.·
2017 31. kitabı
Bazı kitaplar vardır, okunur, sadece kelimeler ve cümleler hatırlatır bize o kitabı, tahlil edilir ve unutulur. Bazı kitaplar vardır, hiç eskimez, etkisini hiç yitirmez. Yıllar sonra aynı kitabı okumaya karar verdiğinizde bile tadının farklılaşacağını, önceki okumadan daha çok derinleşeceğini bilir ve hissedersiniz, ancak etkisi aynı kalır, ne eksilir ne eskir, belli bir zamana değil, tüm zamanlara aittir, zamansızdır. Siddartha bu tür kitaplardan biri, kesinlikle bir başyapıt. Yolculuk... Kendi ben’ini bulma yolunda aşkı, mutluluğu, bilgiyi, hakikati, hikmeti arayış. Her şeyden önce nefsten arınmak, kendi ben’inin özüne girmeye çalışmak… Siddartha’nın yolculuğunda karşısına çıkan her şey öğreticidir, her insan bir fikir, her fikir, kendini bulma yolunda bir arayış… Bir varış noktası olmayan yol, insanı varacağı yere götüremeyendir ama arayışın kendisidir aynı zamanda. Siddhartha; hem yoldur, hem yolcudur, hem yolda karşılaşanlardır hem de bunların hiçbiri olmaya yetmeyen bir samanadır… Düşüncelerimiz ve çevremizde olan şeyler sürekli gelişip değişse de temel olan felsefe hep aynı kalır. Gerçeğe ulaşmak için katettiğimiz yollar hepimiz için farklılık gösterse de, gerçeğin yerinin aslında hep sabit kalması gibi. Hepimizin hikâyelerinin farklı olması, ama vardığımız ortak değerlerin aynı olması gibi. Babasının Siddartha’ya olan sevgisi, geleceğin bilge kişisi olarak görmesi onu mutlu etmiyordu. “Kalabalığın oluşturduğu sürüde kimseye zararı olmayan aptal bir koyun” olamayacağını biliyordu, ama babasının olmasını istediği kişi olmanın ona yetmeyeceğinin, aradığı şeyin bu olmadığının da farkındaydı. Bilge kişilerin öğretileri de onu göze almakta olduğu yolculuğa çıkmasına engel olmuyordu. Arkadaşı Govinda ile kendi özünü bulmak için yolculuğa çıkacaktı. Arınmış olmak;
Edebiyat
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202446,9bin okunma
"Aşk da kızamık gibi geçirilmesi gereken bir hastalıktır."
"Bizde gerçekten bir şeyler yapılabilir mi bilim konusunda?" dedi genç adam. "Hayır yapılamaz. Çünkü biliyorsun ülkemizde düzen bozuk. Önce düzen kurulmalı. Bunun için de düzenle birlikte ağır sanayi de kurulmalı ve ulusal gelir düzeyi yükselmeli. Vergi reformları yapılmalı ve adam başına düşen gelir adaletli bir biçimde dağıtılmalı. Bu zamanı da bilim kuracak yerde, elimiz kolumuz bağlı bekleyerek geçirmemeliyiz ve bilim adamlarımıza büyük bir şirketin genel müdürü kadar aylık vermek için gereken girişimlerde bulunmalıyız. Çünkü insanların bir ülküsü olması, bilime gönül vermesi aslında gülünç bir şeydir." "Bunları demek istemedim," dedi delikanlı. "Ondan sonra da sizden rica edebilir miyim ülkemizi aydınlatmak için bilimin başına geçmenizi?" "Rica ederim," dedi genç adam. "Hayır, ben rica ediyorum. Birey olarak ortaya çıkmadıkça, uyuşuk felsefemizden vazgeçmedikçe ve tek tek katkılarımızı insanlarımızdan esirgedikçe bizi kim değiştirebilir? Belki sen de Dünya Bankası'ndan kredi almamızı bekliyorsundur." "Bu işlerden pek anlamam," dedi delikanlı. "Önemli değil," dedi profesör. "Hemen öğretirler bunları sana. Bir üniversiteye gir bakalım, işlerin neden yapılmaması, yürütülmemesi gerektiği hakkında çok akıl hocası bulursun. Ve memleketin haline öyle üzülmeye başlarsın ki üzülmekten başka bir şey yapmaya gücün kalmaz. Ülkeyi kurtarma heyecanından tıkanıp kalırsın."