Batan bir gemi yavaş yavaş çöker; direkler, serenler, bayraklar, armalar su üstünde dağılır. Kanayan tekne ölüm okyanusunun dibinde mücevherlerle donatır kendini, pişmanlık bilmeyen çözülüşü başlar yaşamın. Adsız bir yokedilmezlik olmuştur artık gemi.
Gemiler gibi insanlar da batar tekrar tekrar. Anılarıdır onları tam bir dağılmadan kurtaran. Şairler ilmiklerini bırakırlar: dokuma tezgâhlarına bakıp giden insanlara, tutunmaları için uzatılan saman saplarıdır bunlar. Hortlaklar tırmanırlar su içindeki basamaklara, imgesel çıkışlar yaparlar, baş döndürücü düşüşler yaparlar, sayıları, tarihleri, olayları ezberlerler, ağır sıvıdan gaza, gazdan sıvıya geçerler. Değişen değişmeleri kaydedebilecek yetenekte beyin yoktur. Hiçbir şey olmaz beyinde hücrelerin ağır ağır çürümesi ve çözülmesi dışında. Ama kafalarda adlandırılmamış, belirlenmemiş, sınıflandırılmamış dünyalar oluşur, parçalanır, birleşir, erir ve karışırlar durmadan, düşünceler, iç yaşamın değerli taşlarla bezenmiş yıldız burçlarını yaratan, yok edilemez öğelerdir us dünyasında. Bunların yörüngelerinde yürürüz, karmaşık çizgilerini izleyerek istediğimiz gibi dolaşabiliriz, ama ele geçirmek istediğimiz zaman onların tutsağı olur, onlar tarafından yönetilmeye başlarız. Dışarıdaki her şey us makinesinin yansıttığı görüntülerdir.