İtalyan yasası, suçun ana nedeni olarak davranışlardan çıkarılan sonucu, daha açık bir söyleyişle başkasında zorla arzu uyandırmayı, hatta baştan çıkarmayı değil de, en küçük bir davranış ya da sözle onay verdiğini gösteren imayı görür. Ayrıca meni hücresi de aynı anlayış içinde cinsel tacizle suçlanabilir; çünkü yumurta hücresine girmek için gösterdiği çaba cinsel tacizin ilkörnegidir (kim bilir, belki de yumurta hücresinden gelen bir ima vardır ortada?)
Tecavüz nerede başlar, cinsel taciz nerede başlar? Sınır çizgisi, cinsiyetler arasındaki ortadan kaldırılamaz ayrımın cizgisi bir kez belli olduğunda, ortada şiddetten başka yaklaşım olasılığı kalmaz. Bellochio'nun filmi Karar'da sorun, kadın orgazm olduğuna göre erkeğin gerçekten tecavüz edip etmediğini anlamadır.
İddia makamı tecavüzün söz konusu olduğunu savunur, savunma makamı kurbanın sonunda rıza gösterdiğini öne sürer. Ama kimse orgazmın ağırlaştırıcı bir neden olup olmadığını sorgulamaz. Gerçekten de, ötekinin arzusunu zorlamanın, onu hazza zorlamanın tecavüzün doruk noktası olduğu, ötekini size zevk vermeye zorlamaktan daha ağır bir durum olduğu savunulabilir.
Biz ancak daha tanrısal bir sükûn içinde bir olmak için ölüyoruz. Biz yaşamak için ölüyoruz.
Var olacağım; ne şekilde var olacağım, bunu soruşturmuyorum. Var olmak, yaşamak yeter, Tanrı onuru işte budur; ve işte bunun içindir ki bu tanrısal dünyada canı olan her şey birbirine eşittir ve onda efendiler, köleler yoktur. Yaratıklar sevgililer gibi yan yana yaşıyorlar; her şeyleri ortak, ruhları, zevkleri ve ölümsüz olan gençlikleri.
Rimbaud on sekiz yaşında büyük bunalımını yaşadı; o zaman delilik sınırına varmıştı; o andan sonra yaşamı sonsuz bir çöldür. Ben kendi bunalımımı otuz altımda ve otuz yedimde yaşadım: bu Rimbaud'nun öldüğü yaştır. Benim yaşamım o zamandan itibaren meyve vermeye başladı.
Rimbaud yaşama yönelebilmek için edebiyatı terketti: ben tam tersini yaptım. Rimbaud kendi yarattığı Khimaria'lardan kaçtı: ben kendimi onlara verdim.
Salt yaşam mücadelesinin çılgınlığından ve oyalayıcılığından hayal kırıklığına uğrayınca, durup bir soluk aldım ve enerjimi yaratıcılığa dönüştürdüm. Daha önce yaşam için gösterdiğim aynı ateşlilik, aynı canlılıkla kendimi yazmaya adadım.
Böylelikle yaşamı yitirmedim, onu kazandım. Mucize üstüne mucize gerçekleşti, çünkü her felaket bir kazanıma dönüştü. Gerçi Rimbaud kendini inanılmaz iklimleri ve manzaraları olan, şiirleri kadar nadir ve mucizevi olan bir ülkeye adamıştı fakat gitgide daha buruk, daha suskun, daha boş ve daha üzgün olmuştu.
"Ah, tutuşturun meşalemi, gidip çiçekli topraktaki işe yaramaz otları ateşe vereyim! Verin bir dinamit de yakayım, hantal odunları yeryüzünden kaldırayım!"