Zamanın bizi telaş içerisinde biteviye koşturup durması, asla nefes alma imkânı sunmaması, elinde kamçıyla buyurgan bir iş tevziatçısı gibi hepimizin tepesinde beklemesi ile hayatımızın bir azap ve işkenceye dönmesi arasında en küçük bir bağ kurma imkânı yoktur. Zaman ancak can sıkıntısının cenderesi içinde kıvrananların başına bela kesilmez ve onları sık boğaz etmez. Hal böyle olmakla beraber nasıl ki atmosfer basıncından kurtulmuş olsaydı bedenimiz kaçınılmaz olarak patlayacak idiyse, ihtiyaç ve meşakkatin baskısı, hayal kırıklığı ve çabalarımızın boşa çıkmasının tazyiki de hayatımızdan uzaklaştırılmış olsaydı, her ne kadar patlama noktasına ulaşmasa da, kibrimiz en dizginsiz budalalık hatta çılgınlık belirtileri gösteren hadde erişirdi. Doğrusu herkes her zaman belli bir tasa, kaygı, endişe, ıstırap ya da sıkıntı terkibine ihtiyaç duyar, nasıl ki bir gemi sağa sola yalpalamadan dosdoğru yol alabilmek için bir denge ağırlığına ihtiyaç duyarsa.