Holydao

Holydao
Bilgisayar Mühendisliği
Antalya
13 okur puanı
Mart 2023 tarihinde katıldı
Genesis
10/10
·245 syf.··
Beğendi
·
2023 18. kitabı
Bugüne kadar geleceğin dünyasını kafasında kurgulayan birçok yazar, yapımcı ve yönetmenin eserlerini görme şansına eriştik. Çoğu kez bunları bilim-kurgu dalı altında incekledik. Bu eserlerden en tanınmış olanları arasında George Lucas’ın fenomen haline gelen Yıldız Savaşları’nı (Star Wars), George Orwell’in 1984’ünü, Wachowski Kardeşler’in Matrix’ini, Steven Spielberg’in Yapay Zeka’sını (A.I), Alex Proyas’ın I, Robot’unu sayabiliriz. Şimdi bunlara yepyeni bir şaheser daha ekleniyor, Bernard Beckett’in Genesis’i... Genesis, kelime anlamı ile yaratılış demek. Kitapta anlatılan büyük felaketlerden sonra yepyeni bir başlangıç yapılması fikrine bakacak olursak oldukça uygun ve ilgi çekici bir isim; ancak kitabı bitirdikten sonra anlıyoruz baştan yaratılan yalnızca yeni bir düzen değil, çok daha muazzam bir evrim. Kitabın kapağı ise tam bir A.P.R.I.L klasiği: sapsarı bir zemin üzerinde kitapta bolca söz edilen yapay zekaya sahip basit bir robot olan Art’ın farklı hayal güçleri tarafından resmedilmiş onlarca çizimi var. Bu çizimler ilk bakışta bende şu duyguyu uyandırdı: ilköğretim 3. sınıftan 20 çoçuğa çizin bakalım bu robotu denmiş ve ortaya çıkan çizimler kapağa konmuş. Son derece renkli ve albenili olduğu için raftaki rakipleri arasında kolayca dikkatinizi çekiyor. Olaylar 21. yüzyılın yeni dünya düzenindeki Devlet’te geçiyor. Devlet, 3. Dünya Savaşı olarak adlandırabileceğimiz büyük mücadelelerden sonra insanlığın, salgın hastalıklar, nükleer felaketler ve bunların yol açtığı çevresel-iklimsel düzensizlikler sebebi ile yok olmaya yüz tutmasından sonra kurulmuş, dışa kapalı bir düzendir. Devlet’te yaşayan halkın dış dünya ile tek bağlantısı yöneticilerin söylediklerinden ibarettir. Bildikleri kadarıyla nükleer felaketlerin izleri halen dünya üzerinden silinmemiştir ve
İnceleme
GenesisBernard Beckett · April Yayıncılık · 201096 okunma
Reklam
Zar adam
5/10
·464 syf.··
2023 16. kitabı
Hayatımızın her anında sergilediğimiz davranışların mutlak bir sebebi var. Bu bazen vicdan, bazen ahlak, bazen de görgü olabiliyor; ama değişmeyen tek gerçek her seferinde toplum yaşantısının bize kazandırmaya çalıştığı “doğru insan” rolünü oynadığımızdır. Aynı şekilde kişiliğimizi oturttuğumuz temel de budur; daima doğru insan olma çabası… Doğru insan olmaya çalışırken kendi “bencilce” isteklerimizi sürekli aka plana iteriz. Çünkü toplumda bencilliğe yer yoktur; aksine paylaşıma, bireylerin birbirine karşı duyduğu anlayışa dayanan bir düzendir toplum hayatı. Böylece herkes bir diğerine saygı gösterir ve toplumun tüm bireyleri özgürlüğünü kendi sınırları içinde yaşar. Sınırsız özgürlük diye bir kavram yoktur; herkes diğer bireylerin özgürlüğüne saygı göstermelidir. Peki, özgürlük nedir dostlarım? Sizi son derece kızdıran birini gidip dövebilir misiniz? Selam verdiğinizde sizi görmemezlikten gelen birinin arabasının camlarını kırabilir misiniz? Çok beğendiğiniz bir pantolona fiyatını ödemeden sahip olabilir misiniz? Sırf aklınıza esti diye eşinizi ve iki çocuğunuzu hayatınızın sonuna kadar bir daha görmemek üzere terk edip gidebilir misiniz? Tabii ki hayır… Ama bunların hepsi ve daha fazlası zaman zaman herkesin aklından geçiyor. Eğer zaman zaman yerine sık sık bu düşüncelerle meşgul oluyorsa birinin kafası, o zaman da büyük ihtimalle hırsız, katil ya da deli oluyor gözümüzde. Bu da demek oluyor ki hepimizin içinde aslında küçük miktarlarda katiller, hırsızlar, caniler, tecavüzcüler, sadistler var. Yani hepimiz birer şizofren miyiz? Değiliz; çünkü içlerinde ki en baskın karakter diğerlerine hükmediyor ve toplumun bizi sevk ettiği yönde bu en baskın karakter, doğru adama en yakın karakter oluyor. Böylece hepimiz normal insanlar olarak hayatlarımızı sürdürüyoruz. Ama
İnceleme
Zar AdamLuke Rhinehart · Pegasus · 20227,5bin okunma
Tehlikeli Oyunlar
Puan vermedi·479 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
İnsan bazen kendini bu dünyanın gerçeklerinden çok uzakta, yalnızlığıyla baş başa olduğu bir hücrede bulur; ama bu öyle bir histir ki kaçmak istemez insan, aksine hep orada tek başına oturmak ister. Tatlı bir yalnızlık hissidir bu, insanın sadece kendi varlığına tahammül edebileceği bir anda… Bunu sağlayan, sizi oturduğunuz koltuktan alıp götüren kimi zaman bir şiirdir, kimi zaman bir şarkı, kimi zaman da bir film hatta belki de çok güzel bulduğunuz, hayran olduğunuz biri… İşte Oğuz Atay’ı okumak da böyle bir duygu, yalnız olmanın insana keyif verdiği ender durumlardan birini yaşıyorsunuz okudukça. Sadece okumak yeterli olmuyor tabii ki bu anlattıklarımı hissetmek için; Oğuz Atay’ı gerçekten anlamanız için yarattığı dünya içinde yaşamanız hatta karakterlerinden bir parçayı kendinizde bulmanız gerekli. Aslında anlaşılması zor olduğu kadar, anlatılması da zor bir insan; bir yazardan da öte bir düşünür olarak ele almak lazım Oğuz Atay’ı. İşe nerden başlayacağımı tam olarak bilemiyorum. Sanırım eserlerinden önce kendinden bahsetmem daha doğru olacak; ama eserleriyle o kadar bütünleşmiş biri ki eserleri ve yaşamını ayrı ayrı anlatmak imkânsız. Aslında asıl amacım yazarın ikinci kitabı Tehlikeli Oyunlar’dan bahsetmek, ama ondan önce, defalarca başlanıp bitirilememesiyle ünlü olan bir şaheser niteliğindeki ilk kitabı Tutunamayanlar’dan da bahsetmek zorundayım… 1934 İnebolu doğumlu Atay, İTÜ inşaat mühendisliği bölümü mezunudur. Aslında okumak istediği bölüm bu değildir fakat mühendis olmak zorunda kalmıştır. Bu durumu Tutunamayanlar’ın Selim’i şöyle açıklar: “Lisede iyi bir öğrenci olduğum için zor bir meslek seçmeliydim. Bu nedenle mühendis olmaya mecburum.”. Tek düşüncesi kendine çok yakın bulduğu yazar Dostoyevski gibi mühendis olduktan sonra istifa etmektir: “Hepinize
İnceleme
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Olasılıksız
10/10
·494 syf.··
Beğendi
·
2023 4. kitabı
Günlük yaşantımızda karşılaştığımız her şey “kader” midir? Yoksa verdiğimiz kararların, hür irademizin bizi sevk ettiği bir yol mudur? Şans oyunlarında sürekli kazananlar sadece bizden daha şanslı oldukları için mi kazanırlar? Yoksa bunun farklı bir açıklaması var mıdır? Bilinçaltının hayatımızdaki önemi nedir? Her şey mi, hiçbir şey mi? İşte bahsetmek istediğim kitap bu sorulara kesin olmasa da bir cevap vermeyi, en azından bizi bunlar hakkına düşündürmeyi başarıyor. Adam Fawer’in “Olasılıksız”ı (Improbable), olasılık, şans, kader, ya da tesadüf diye düşündüğümüz kavramların aslında matematikçilerin kafalarını on yıllardır meşgul eden önemli problemler olduğunu sürükleyici bir hikâye içinde anlatıyor. Ve bu kavramların hiç de düşündüğümüz kadar basit olmadığını gösteriyor. Kitapta, başlangıçta birbirinden alakasız görünen kişilerin zamanla çakışan kaderleri ve amaçları anlatılıyor. Kitabın ana karakteri David T. Caine isimli bir istatistik profesörü ve matematik dâhisi. Fakat kitabı renklendiren tek özelliği istatistik uzmanı olması değil, aynı zamanda şizofreni teşhisi konmuş bir poker bağımlısı olması. David, göz açıp kapayana kadar oyunla ilgili birçok kesin olasılık hesabı yapabilmektedir. Bu sayede genelde kazanır ve Manhattan’ın poker salonlarında oldukça ünlüdür. Fakat bir gün kaybetme ihtimali 1/26757 iken, yani neredeyse imkânsızken, 14000 Dolar kaybeder, bunun üzerine aldığı kararlar da hayatını değiştirir. “Olasılıksız”, yazarın ilk kitabı ama ben Dan Brown gibi birden parlayacağını düşünüyorum; Dan Brown’u örnek gösteriyorum çünkü o da genelden farklı tarzdaki kitaplarıyla insanları büyülemeyi başarmıştı. Aslında Adam Fawer’ın tarzı da Dan Brown’a çok benziyor. Üzerinde önceden pek düşünmediğimiz, hatta adını bile duymadığımız ilginç konular hakkında
İnceleme
OlasılıksızAdam Fawer · April Yayıncılık · 202398,5bin okunma
Simyacı
8/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2023 7. kitabı
Lisede gördüğümüz felsefe dersini dikkatle dinlemiş olan ya da felsefe ile az çok ilgilenmiş olan herkesin bildiği bir anlayış ve düşünce şeklidir şu; “Her şey bir ve tek şeydir.” İşte Simyacı’da da anlatılan, karakterimiz Santiago’nun bu sonuca ulaşma yolculuğu. Eğer kitap için tek bir cümle kurmam istenseydi, sanırım bu cümlenin yeterli olacağını düşünürdüm; ama tabii ki tek cümleyle yetinmek gibi bir niyetim yok... Öncelikle belirtmem gerek ki kitap, bir klasik olarak tarih raflarındaki yerini aldı. Ben değerlendirmemi bunu göz önüne alarak yapmayacağım doğal olarak, tarafsız olmaya çalışacağım; ama bu bilgiyi, her kitabın ulaşmayı hedeflediği tek mertebenin bu olması açısından vermeliyim diye düşünüyorum. Santiago, rahip olması için papaz okuluna gönderilen bir çocuktur; fakat 16 yaşına geldiğinde istediği şeyin rahip olmak değil, özgür biri olarak dilediği gibi gezmek dolaşmak olduğunu, bunu yapabileceği tek meslek dalının da çobanlık olduğunu anlar ve bu fikrini babasına açar. Babası onu destekler ve elindeki üç altını ona verir. Santiago bu parayla kendine bir sürü alır ve Endülüs kırlarında özgürce sürüsünü otlatır. Hayattaki tek derdi sürüsü için yeni bir otlak bulmak ve gece güvenli bir yerde uyumaktır artık onun için. Santiago diğer çobanlardan farklı olarak okumayı bildiği ve okuldan ayrılana kadar eğitim aldığı için de cahil biri değildir. Aksine sürekli kitap okuyan, hayattaki amacını öğrenmeye çalışan, bu yaşam tarzıyla neler kazandığını neler kaybettiğini soran, “acaba”lar boğuşan mutlu biridir. Santiago bir gün, daha önce iki defa gördüğü aynı rüyanın, takip etmesi gereken bir işaret olduğunu düşünür ve hayallerinin peşinde sürüsünü satarak Mısır’a gider. Bundan sonra başına birçok şey gelir, rüyasında gördüğü piramitlerin yanında gömülü hazineye
İnceleme
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,8bin okunma
Reklam