"İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi ne beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır."
Kitabın sonunda karşılaştığım en çarpıcı nokta belki de... İnsan yaşadıkça, içimizdeki vicdan yaşadıkça, o çocuk vicdanı tohumu filizleyip, insan gerçekten "insan" oldukça hak ve doğruluk, iyilik ve güzellik, adalet ve hakkaniyet de hep var olacaktır.
Yazar kitapta bir hikaye anlatmanın ötesinde, insana 'insan' olduğunu hatırlatıyor... İnsan, iyiyken kötü olmayı nasıl başarabiliyor. Yok etmeyi, kırıp dökmeyi, yakıp yıkmayı nasıl da başarabiliyor. İşte bu haliyle insana insan olduğunu hatırlatıyor aslında. Hep kendi çıkarını düşünüyor insan.. Değerler değerli olmak niteliğini yitiriyor insanın açlığı, hırsı ve çirkefliği karşısında..
İnsanı gömdüm belki ama kötü olan insanı, insana karşı olanı, insan denince akla gelmeyen insanı gömdüm.. Bir de güzel tarafı var.. Pırıl pırıl bir çocuk var... Kötüler arasında vicdanının ölmediğine şükredeceğiniz, her sayfasında onun adına üzüleceğiniz o pırıl pırıl çocuk...
Yazar, Bir çocuğun hayal dünyasında neleri nasıl görmek istediğini anlatıyor. Küçük kalbinin asla kabullenemediği; kötü insanlarla dolu, hayal kırıklıklarıyla dolu dünya, onu var olanın dışında bir "dünya" kurgulamaya mecbur ediyor...
Tertemiz kalbi, vicdanı, acılarla burkulmuş yüreği, inandığı dünyasına ait bir değerin, bir kutsalın yok edilişine daha fazla dayanamıyor. En yürek burkan kısım da bu ya...
Kitabın daha derin anlamı var. Anlatmak istediğini bu hikaye ile sembolize etmiş aslında yazar. Kimilerimiz için sadece bir hikaye olarak kalırken bu kitap, kimilerimiz de hikayenin altında yatan derin anlam üzerine düşünmeden