Yaş ilerleyince beden de yorgunluklarını ifade etmeye başlıyor, muhakkak bir yerlerde, birşeylerde bir aksama, bir iz, bir belirti. Benim hayatımın en büyük hastalığı 7 sene önce yaşanmıştı, bir haftadan fazla süren bir hastalıkla tansiyonumun neden yükseldiği, neden düşürülemediği bir türlü ortaya çıkmamış, herşey boşa gitmişti, ta ki evimizin hemen yakınındaki hastaneden bir doktor rahatsızlığımın aslında migren olduğunu söyleyinceye dek. İşin ilginci annem 30 sene boyunca migren hastası olarak yaşamış, babam annemi doktordan doktora taşımış, akupunktur dahil bir sürü tedavi, hatta alternatif tedavi ile ile temas etmişse de nihai anlamda başarılı olamamıştı. Sonu: annem 30 sene boyunca hapçı olarak yaşadı. Günde 2 adet avamigranle yaşadı, 30 sene sonra ise hipertansiyon hastası olduğu ortaya çıktı. Düşünebiliyor musunuz?
Bana migren teşhisi koyan sevgili doktor, genç birisiydi, ve samimiydi, kendi cahilliğimle onun gençliği elele, ben de artık bir migren hastası olarak senelerce ayda 3 adeti geçmemek üzere relpax ya da migrex ilacı kullanmaya başladım. Bu senenin mart ayında acilde ölüyordum, şaka maka değil, gerçekten ölüyordum, çünkü tansiyonumu düşüremiyorlardı, ne yaptılarsa düzelmedi, tabii acı gerçek şöyle ortaya çıktı: aslında migren hastası değildim, aslında hipertansiyonum vardı ve kullandığım migren ilacı aslında kalp krizini tetikleyen oldukça tehlikeli bir ilaçtı.Annemle aynı kader.
Hipertansiyon tespiti ve doktor muayene ve tetkikleri sonrası hayatımdaki en güzel şey, tabii dodi'min ölümüyle allak bullak ve ardından teyzemin vefatıyla tamamen güzelliğini kaybetmek üzere, başağrılarımın bitmesi oldu. Artık gece yarıları mide bulantılarıyla, baş ağrılarıyla, enseden ya da şakaklardan taarruza geçen ataklarla, ağrılarla uğraşmıyor, mışıl mışıl uyuyordum.