Semerkand'a gidin. Ben ilk defa oraya 1944'ün Ekim'inde gittim. Hayat yolunda çok geç kaldığım bir rüya şehridir. Çocukluktan beri Semerkand hakkında okurdum, şehrin resimlerini görürdüm. Ama gecikmenin bir faydası oldu. O ana dek Doğu ve Batı'daki önemli merkezleri görmüştüm, bu sayede kıyas imkanı buldum ve büyülendim. Semerkand, bozkırın ortasında, medeneyitlerin hülasası olarak ortaya çıkmış bir şehirdir. "Bir Ortaçağ şehri işte!" dersiniz ama Barthold'un Soçineniya'sını ve diğer kitaplarını da pazardan alırsınız.
İyi düşünmek için esasen yalnız kalmak gerekir. Bu temel şarttır, yalnız kalmayı bilmek gerekir. Yalnız kalmayı bilmeyen milletlerden fazla bir şey çıkmaz. Mesela iyi bir düşünür çıkmaz.
Maalesef biz Türklerin böyle bir kabiliyeti yok, bu yüzden de bizden iyi düşünür pek çıkmıyor. Aptal olduğumuz için mi? Estağfurullah. Ama şu var; Türk yalnız kalamaz, milletimizde böyle bir huy yoktur. Beraber ders çalışır, beraber yazı yazar, beraber gezmeye gider, beraber aylaklık eder. Türkler sinemaya bile tek gitmez; yalnız kalmayı bilmez, sevmez. Yalnız olmamanın getirdiği garantiye, yani tehlikeden uzak yaşamanın konforuna güvenir. Ama işte bu garanti de yaratıcılığı sakatlar, iş çıkarma kabiliyetini azaltır.
Yalnız kalamayan insanın düşünce ve gözleme kabiliyeti yarım oluyor. Bu yüzden ben insanlara yalnız kalmayı öğrenmelerini öneriyorum. Yalnız kalmayı bilmek iyidir, önemlidir; Türkiye gibi bir yerde avantajdır. Zira evlilik müessesesi bile bizde yalnız kalmamak üzerine kurulmuştur. Halkımız evliliğin gerçek mahiyetini anlamaz. Evlenince, kumrular gibi dip dibe oturmaları gerektiğini zanneder. Öyle şey olur mu? Biraz da birbirinden ayrı duracaksın. Nefes alacak, aldıracaksın. Evlilik sürekli dip dibe duracak, yan yana yürüyecek bir şey değildir. Çok açık ki bunun da artık anlaşılması lazım. Tabii herkesin kendisini, yaşamının onda sekizinde aynı yerde bulması da evlilikle bağdaşmaz.
Okuyucuya hayatın nasıl yaşanması gerektiği hakkında önemli bir bakış açısı sunuyor. İlber Ortaylı'nın deneyimlerinden ve düşüncelerinden yola çıkarak, genel olarak nelerin önemli olduğunu anlatıyor.
Kitapta, özellikle şehir ve ülke seçimlerinde tarihe, arkeolojiye ve kültüre verilen önem vurgulanıyor. İlber Ortaylı, günümüzde popüler olan "en yaşanabilir ülke" listelerinin gerçekçi olmadığını ve insanların rotalarında olmayan ancak kültürel olarak çok zengin olan ülkeleri de tavsiye ediyor. İlber Ortaylı'nın cesaretlendirici tavsiyeleri, okuyucunun daha önce gitmediği ancak kültürel açıdan zengin olan ülkeleri keşfetmesine ve farklı kültürler hakkında bilgi sahibi olmasına yardımcı olabilir. Bu ülkeler arasında ilk sıralarda İran, Mısır, İsrail ve Ürdün gibi Ortadoğu ülkeleri yer alıyor.
Aynı zamanda, yazarın hayatındaki önemli dönüm noktalarını ve aldığı kararları anlattığı bir biyografi niteliği de taşıyor. Kendi hayatından örnekler vererek okuyuculara farklı bir bakış açısı sunuyor.
Sonuç olarak, kitabın tavsiye ettiği ülkeler, farklı kültürlerin bir arada olduğu ve keşfedilmeyi bekleyen yerler olarak öne çıkıyor. Kitap, farklı kültürleri keşfetmek ve turistik rotalardan uzaklaşmak isteyen okuyucular için önemli bir kaynak olabilir. Özellikle son zamanlarda sosyal medyaya yansıyan "en yaşanılabılır ülkeler" gibi listelerin kültüre, tarihe, sanata önem verenler için gerçekçi olmadığını, hatta çoğunun sıkıcı olduğunu dile getirmesi hoşuma gitti, benzer şekilde hissediyordum. Güncel seyahat rotam için cesaretlendim.