Agırî

İnsan kişiliğini oluşturan etkenler
Peki neden böyle devam edelim? Karakter birliği ve düzeni simgeliyorsa, bizi daha yüksek yerlere yöneltiyorsa o zaman karakter doğuştan olamaz. Sahip olduğumuz doğal kaosa aykırı olan bu birlik ve düzen yavaş yavaş dize getirilmelidir. Bunu yapamayanlar ya da yapmayanlar aynı zamanda, özgürlük ve kendinin efendisi olmak demek olan insan kişiliğini oluşturan bu yücelikten vazgeçmelidir.
Duygu ve Düşünce
Agırî
Bu düşünce yapısı, insanı doğuştan gelen "doğal" halinden (kaos, güdüler) alıp, kendi iradesiyle inşa ettiği "yüce" bir forma (karakter, düzen) taşıma çabasını savunan aristokratik ve iradeci bir ahlak felsefesine dayanıyor.Neden böyle devam etmemiz gerektiğine dair sunduğunuz argümanı şu başlıklarla temellendirebiliriz:1. Doğuştan Değil, İnşa Edilen Bir "Eser" OlmasıKarakterin doğuştan gelmemesi, tam da bu sürecin değerli olmasının sebebidir. Doğuştan gelseydi, bu bir lütuf olurdu; ancak sonradan inşa edildiğinde bir başarıdır.Kaosa Karşı Düzen: İnsan doğası gereği çelişkilerle, anlık dürtülerle (kaos) doludur. Karakter, bu kaosu disipline ederek tutarlı bir "birlik" (düzen) oluşturma sanatıdır.Kendi Kendinin Heykeltıraşı: Dediğiniz gibi, bu dize getirme süreci (öz disiplin), insanın kendi potansiyelini gerçeğe dönüştürmesidir.2. Özgürlük ve Efendilik (Kendi Kendine Hükmetmek)Gerçek özgürlük, canının her istediğini yapmak (keyfilik) değil, kendi belirlediği değerler doğrultusunda yaşama iradesini göstermektir.İçsel Özgürlük: Dürtülerinin kölesi olan kişi, doğanın (veya çevrenin) esiridir.Kişilik Oluşumu: Karakter birlik ve düzeni simgeler. Kişi, tutarsızlıklarından arınıp bir "karakter" sahibi olduğunda, duygularının ve dürtülerinin efendisi olur. Bu, insan kişiliğinin en yüksek mertebesidir.3. "Yücelikten" Vazgeçmenin BedeliBu süreci reddeden veya yapamayanlar, kendilerini "hayvansal" veya "ilkel" seviyede bırakmış olurlar.Karakterden vazgeçmek, insanı sıradanlığa, tutarsızlığa ve nihayetinde özgürlüğün kaybına götürür.Düzen ve birlik, insanı "daha yüksek yerlere" (ahlaki ve iradi yücelik) taşır. Bunu reddetmek, insanın kendi potansiyelinden vazgeçmesidir.Özetle: Neden böyle devam edelim? Çünkü insan, sadece doğmuş olan değil, aynı zamanda yapılmış olandır. Bu yavaş yavaş dize getirme süreci (karakter inşası), bizi doğanın pasif bir parçası olmaktan çıkarıp, kendi hayatının aktif yaratıcısı (özgür özne) yapar.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Karakter sonradan kazanılır mizaç doğuştan gelir
Ayrıca karakter doğuştan geliyor olsaydı, doğduğumuzda her şeyimiz tamam ve her insan hayatın birliğini bulmuş olsaydı, o halde etrafımızda karakterleri bulmamız mümkün olurdu. Peki şimdi nerede bu karakterler? Bizi bunlarla donatan şey politik dünya mıdır? Çok ulvi is-tisnalar hariç insanlar çok nadiren tüm yaşamlarının yüce bir amaca yöneldiğini görür; düşünceler ve eğilimler dağınıktır, bir galeyan hakimdir ve verimli eylemler çok nadirdir. İnsanlar genelde çocukların ruhlarını büyüklerin bedenlerinde görür.
İnsan ve Hayat
Agırî
Bu metin, karakterin doğuştan değil, sonradan kazanılan veya çevre/şartlar (politik dünya vb.) etkisiyle şekillenen bir olgu olduğunu savunan, insan doğasındaki tutarsızlığı ve olgunlaşmamışlığı eleştiren derinlikli bir felsefi/edebi pasajdır.Sorularınıza ve metindeki tespitlere dayanarak şu çıkarımları yapabiliriz:"Karakter doğuştan gelseydi, her şeyimiz tamam olurdu" ifadesi, karakterin bir inşa süreci olduğunu vurgular. Eğer doğuştan gelseydi, tecrübe, eğitim veya çevresel etkiler karakteri değiştirmez, hepimiz "bitmiş", nihai halimizle doğardık."Peki şimdi nerede bu karakterler?" sorusu, gerçek anlamda tutarlı, ilkeli ve olgun (karakter sahibi) insan sayısının azlığına dair retorik bir yakınmadır. İnsanların savrulduğunu, tutarsız olduğunu gözlemliyor."Bizi bunlarla donatan şey politik dünya mıdır?" sorusu, karakterin şekillenmesinde toplumsal ve siyasi yapının, yani "çevre" faktörünün ne kadar baskın olduğunu sorgular. İnsanlar, içinde bulundukları politik/sosyal düzenin bir ürünü müdür?"Çocukların ruhlarını büyüklerin bedenlerinde görür" tespiti, en çarpıcı kısımdır. İnsanların fiziksel olarak büyüse de, duygusal, zihinsel ve ahlaki olarak olgunlaşamadıklarını, dürtüsel ve kararsız kaldıklarını (çocuksu) ifade eder.Özetle: Metin, karakterin durağan bir öz olmadığını; tutarsızlık, dağınıklık ve olgunlaşma çabası (veya bu çabanın eksikliği) içinde şekillenen bir süreç olduğunu savunuyor. İnsanların büyük çoğunluğunun, hayatın yüce bir amacına odaklanmak yerine, gündelik "galeyanlar" içinde savrulduğunu dile getiriyor.
İnsan eğilimleri değiştirilebilir veya kontrol edilebilir
..bu iddiaya göre karakterin ve eğilimlerin temel unsurları asla değiştirilemez. Bu teorinin içinin boş olduğunu ve insanların değişebileceğini, bir duyguyu bastırabileceğini ya da onu güçlendirebileceğini kanıtlıyoruz. Tüm insanlık bu görüşte olmasaydı o zamanlar insanlar çocuk yetiştirme zahmetine girmez lerdi. Doğa değişmez kanunlarıyla kendi başına onlarla ilgilenirdi. Bu teorik görüşler, doğuştan karaktere sahip olma doktrinini geçersiz kılamaya yeterlidir. Daha fazla kanıt için karakter üzerine yapılmış son çalışmaları okumak gerekir, özellikle de Paulhan'ın son çalışmasını. Aynı bireyde birçok farklı tipin olduğu, evrimin eğilimleri yok ettiği ya da zaman geçtikçe yenilerini ürettiği, aynı bireyde farklı karakter özelliklerinin sıklıkla bulunduğu görülecektir.
Psikoloji
Agırî
Alıntının Açıklaması,↘️ Paylaştığınız metin, insan karakterinin doğuştan geldiği ve değişmez olduğu yönündeki determinist görüşe (karakterin kader olduğu anlayışına) karşı çıkan, oldukça güçlü bir çevresel ve eğitimsel belirlenimcilik savını savunmaktadır.Metnin temel argümanlarını ve felsefi altyapısını şu şekilde özetleyebiliriz:Değişebilirlik (Plastisite): İnsan karakterinin sabit olmadığı, duyguların bastırılabileceği, yönlendirilebileceği veya güçlendirilebileceği (eğitim/irade ile) vurgulanıyor.Eğitimin Temeli: "Çocuk yetiştirme" eyleminin kendisi, karakterin şekillendirilebilir olduğu inancına dayanır. Eğer karakter doğuştan sabit olsaydı, eğitim çabası anlamsız olurdu (Doğa zaten işini hallederdi).Birey İçi Çeşitlilik: Bir bireyin zamanla değişebileceği, aynı kişide farklı karakter özelliklerinin (bazen çelişkili) bir arada bulunabileceği belirtiliyor.Eğilimlerin Dönüşümü: Evrimsel süreçte veya yaşam deneyimleriyle eski eğilimlerin yok olup yenilerinin oluşabileceği tezi savunuluyor.Metne Dair Bağlamsal Not:Metinde bahsi geçen "Paulhan", muhtemelen karakter psikolojisi üzerine çalışmalar yapmış olan Fransız filozof ve psikolog Frédéric Paulhan'dır. Paulhan, karakteri katı bir yapıdan ziyade, zamanla şekillenen ve değişen bir süreç olarak ele alan çalışmalara öncülük etmiştir.Bu bakış açısı, özellikle davranışçı psikoloji ve sosyal öğrenme teorileri ile uyumludur. İnsanın iradesi, eğitimi ve çevresi aracılığıyla kendini inşa edebileceğini (varoluşçuluka yakın bir perspektifle) savunan modernist bir yaklaşımdır.
Kamuoyunda yerleşti yıkıcı bir zan:
"Bu bozukluğun nedeni hep fen okumaktır." dediler, Onu mahvetmeye kalkıştılar artık bu sefer. Niye ilmin adı yok koskoca millette bugün? Çünkü bütün kamuoyu aleyhinde onun;
Sayfa 367 - Başlık alıntıya dahildir·Kitabı okuyor
Şiir
Agırî
Hem iman hem fenni ilimleri birlikte okutan bir medeniyettik biz dünyaya hakim olduk o zman biz
Irkçılıktır temelinden yıkacak zelzele.
Sizi bir ailenin fertleri gibi yaratmış Yaradan; Kaldırın ayrılık sebeplerini artık aradan. ════════════════════════════
Sayfa 357 - Başlık alıntıya dahildir·Kitabı okuyor
Şiir
Agırî isimli okura yanıt verildi
Agırî
Fатма ᵕ̈♡︎ 🤲👍