Ben bu kitabı biraz acemice buldum, çok derin değildi. Yüzeysel geldi bana. Yine de okunur, dandik değildi. Kendi küçük dünyasında bir kitap. Kafa dağıtmalık.
Ben bu yazarın Babil kitabını okumuştum. Pek de beğenmemiştim ve fazla akademik bulmuştum. O yüzden bu kitabı alsam mı diye çok tereddüt ettim. Bu siteye bi bakayım dedim fikir almak için, herkes
Öncelikle fena bir kitap değildi. Fakat daha iyi olabilirdi. Sonunda bazı şeyler havada kaldı benim için.
Kitapta geçmişe doğru bir akış var, mesela bir şeyler okuyoruz (spoiler olmasın diye detay vermiyorum) sonra 40 yıl önceye gidiyoruz bir şeyler okuyoruz. Sonra bir daha bir daha… O yüzden aradan biraz zaman geçince ben bir de sondan başa doğru okuyacağım bu kitabı.
Konusundan biraz daha detaylı bahsedecek olursam:
Eric diye bir gazetecimiz var dünyayı gezip haber yapıyor. Sonra kulağına bir dedikodu çalınıyor. Uzaklarda bir adada insanlar üzerinde yaşlanmayı geciktirici ve iyileştirici etkisi bulunan bir çiçek yetiştiriyormuş. Eric de araştırmak üzere adaya varıyor. Hikaye orda başlıyor. Sonrasında her zamanda geri gittiğimizde okuduğumuz hikayeler de aynı adada geçiyor ve bir şekilde bağlantılılar. Konunun özeti budur.
Eh, bir şans verebilirsiniz yani. Kötü bir kitap değildi ama beklentinizi de çok yükseltmeyin.
Dayanılmaz değil ama bir tık sıkıcıydı benim için.
Yaşı küçük okurlara kesinlikle önermiyorum. Böyle deyince insanın kitaba daha çok çekilesi gelebilir ama inanın sizin iyiliğiniz için söylüyorum. Rahatsız edici olaylar var. Değmez yani o kadar merak etmeye.
Eğer kitabın arkasını daha okumadıysanız…DURUN! Okumayın. Çünkü Yankesiciler Kraliçesinin kim olduğunu bam diye yazmışlar oysa biz kitabın ortalarına doğru ancak öğreniyoruz. Haftalık Mecmua dergisinde Tefrika olarak (kesitler halinde) yayınlanmış, sonradan kitaplaştırılmış. Dolayısıyla arka kapaktaki yazıyı yazar yazmamış muhtemelen çünkü taa 1928de yayınlanmış ilk.
Şimdi ben sizin için konuyu spoilersız anlatayım:
İstanbulda çeşitli yankesicilik ve hırsızlık olaylarının ardında aynı mahlasla (Yankesiciler Kraliçesi) bırakılmış izler bulunur ve polisler kitap boyu Yankesiciler Kraliçesi’nin peşinde koştururlar. Tek kişinin bakış açısıyla okumadığımız için olaylara farklı cephelerden de hakim oluyoruz.
Yani tabi çok daha iyi polisiyeler okudum ama biraz da o dönemlerdeki İstanbulu farklı bir bakışla okumak istediğim için okudum ben. Ayrıca metinde çok fazla eski Osmanlıca sözcük vardı altlarda da belirtilmişti anlamları ama yine de biraz yorucuydu.
Bir de kitaptaki bazı olayların şimdilerde kütüphane/sergi alanı olarak kullanılan tarihi Bulgur Palas Konağının etrafında geçmesi beni gereksiz heyecanlandırdı. Orası pek bilinmiyor çünkü günümüzde. Oysa harika, aurası yüksek bir yer yolunuz bir gün Fatih’e düşerse mutlaka uğrayın.
Neyse konudan sapmayalım eski İstanbul polisiyesi okumak isteyenlere tavsiyemdir bu kitap. Farklı bir deneyim oldu benim için.