Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir, Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir. Bir geliş var!… ne mübarek, ne garib alem bu! Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu. Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir; O seferlerle açılmış nice yerlerdendir. Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık. Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık; Kimi gökten,kimi yerden üşüşüp her kapıya, Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
Oysa bütün bu muhteşem eserleri yapan Osmanlı mimarları kolaylıkla çevreyi düzenleyebilirlerdi ama yaşadıkları toplum ,inançları, gelenekleri görenekleri buna engeldi. Osmanlı’da içedönük bir yaşam vardı. İnsanlar dünyayı camilerin, külliyelerin avlularından izliyorlardı. Geniş yollar, büyük alanlar, parklar açmak, ihtiyaç olarak görülmüyordu.
Çocuklar kendi yaşadıkları dünyanın içinde en çabuk olarak haksızlığı sezerler,en derin olarak haksızlığı duyarlar.Çocugun uğradığı haksızlık bize küçücük bir şeymiş gibi gelebilir,ama çocuk da küçük olduğu için kendi dünyasının bütün ölçüleri kendi boyuna göredir. Tahtadan at çocuğun gozunde safkan bir at büyüklüğünde görünür.
Kadere inaniyor muyum,onu siz keşfedin!Fakat hayatın gizli bir şuuru olduğuna inanmak istiyorum.Öyle bir şuur ki,kendisini,yok gösterecek kadar gizleyebilmiştir.Ben hadiseleri çok girift bulan bir insanim.