"Ulan deli misiniz siz?" dedi. "Öyle ne ısrar edip duruyorsunuz? Ulan aklınız mı yok sizin? Ulan hepten söndüreceksiniz ocağını Anavarza kaplanı Talip Beyin." Kolunu birkaç kez daha çemredikten, aptes alır gibi yaptıktan sonra: "Size," dedi, "birkaç küçük sualim var, doğru cevap vermeniz sizin menfaatinize olur." "Buyur," dedi büyük oğul.
"Bir, babanız Aslan köyden, daha ergen altı kızın ırzına, kızları adamlarına kaçırttırıp geçti mi, geçmedi mi?" "Geçti," dedi büyük oğul. "Kızları da adamlarıyla sonradan evlendirdi mi evlendirmedi mi?" "Evlendirdi." "Bu duruma çok kızan Aslan köylü Hurşit Ağayı Akçasaza götürüp orada işkenceyle, kulağını, burnunu, hayasını keserek öldürdü mü öldürmedi mi?" "Öldürdü." "İşte şu Müddeiumumi babanızı bu beladan kurtardı mı kurtarmadı mı?" "Kurtardı." "Demek bu Müddeiumumi sizin dostunuz?" "Çok para alır ama, gene de dostumuz." "Pekiyi, Yörükleri perişan edip, donlarına kadar babanız onları soyup, sattığı tarlaları bir hilesini bulup, ellerinden geri aldı mı almadı mı?"
Molla Duran Efendi gözlerini belertmiş, korkunç bir hal almış, tespihli sağ elini beline dayamıştı. "Şimdi asıl mühim sualime geliyorum." En küçük oğulu gösterdi. "Sen kalk ayağa bakalım. Kalk ve gelip karşımda dur." Delikanlı kalktı onun karşısına dikildi. Epeyce de utangaçtı, yüzü kıpkırmızı kesildi. Usuldan da terliyordu. "Söyle bakalım, sen evlendiğinde, dünya güzeli bir kızla, baban kaç gün düğün dernek yaptı?" "Yedi gün," dedi utangaç delikanlı yere bakarak. "Düğüne bütün Çukurovanın Ağalarını, Beylerini çağırdı mı?" "Çağırdı." "Birkaç ay sonra da baban, senin güzel karını elinden alıp yedinci karısı yaptı mı?" "Yaptı," diye fısıldadı, kıpkırmızı, oluk oluk terleyen yüzünü gizleyerek delikanlı. "Sen de kendini Anavarza kayalıklarından aşağıya atmaya kalkmadın mı,