Tuncer TAMTÜRK

Tuncer TAMTÜRK
Yunus'un eğri odunu.
Atatürk'süzlük.
Atatürk Olmasaydı da Türkiye Bir Şekilde Bağımsız Olabilirdi, Ama... Atatürk olmasaydı ülke kurtulur muydu? Bu sorunun cevabı için “olabilirdi” demek lazım. Tedricen belirli sınırların içinde kurtulurdu, ama söz gelimi İzmir ve geniş hinterlandı (ard ülke) bizim olmazdı. Oraya Yunanlılar gelir, yerleşirlerdi. İşgalin ilk zamanında oradaki yerli Yunanlıların ve Venizelos Hükümeti’nin kozmopolit Levantenler ile anlaşamadığı belliydi ama elbet anlaşırlardı. Bunlar tüccardı ve Yunan anakarasından nüfus sürekli geliyordu, daha da hızlandırılırdı. Çünkü İzmir ve hinterlandı adalarda sürünen insanlar için çok bereketliydi, cennetti. Türkiye de garip bir ülke olarak ortaya çıkardı ki Türk milleti ortadan kalkacak değildi. O zaman nüfus 13 milyondu. Bu önemli bir rakamdı ama bu harap nüfusun rehabilitasyonu, eğitimi çok yerinde sayardı, iktisadi ve sınaî gelişme imkânı olmazdı. “Demokrasi de gelirdi”, diyenler var. Demokrasi bir ülkeye ithal gelmez. Mütareke döneminde İstanbul’da sendika kurulmuş, Komünist Partisi varmış, bazı filmler gösterimdeymiş gibi belirtiler yeterli değildir. Bunlarla bir topluma demokrasi gelip yerleşmez. Yerli halk, ülkenin sahipleri o ihtiyacı hissedip, demokrasiyi kendileri tesis etmelidir. Yirmi yaşındaki üniversiteli genç bazı filmleri görmek istiyorsa iyidir, sansür orada çatlamıştır. Ama millette talep yoksa o filmi getirip göstermek mümkün değildir ve ne ifade eder? Demokrasi mahallî tefekkürün kaynaması, mahallî müesseselerin gelişmesidir ki o da o kadar kolay bir gelişme değildir. Farzımuhal, “Atatürk değil de Kâzım Karabekir Paşa devlet başkanı olsaydı”, deniliyor. Kâzım Karabekir bildiğiniz gibi yetenekli ve bilgili bir kurmay ve cesur bir kumandandı ve İsmet Paşa gibi çok dürüst ve inanmış birisiydi. Her iki paşa da yaşam biçimi olarak
Tarih
Reklam
Sapık Şehit, Kurnaz Molla
"Ulan deli misiniz siz?" dedi. "Öyle ne ısrar edip duruyorsunuz? Ulan aklınız mı yok sizin? Ulan hepten söndüreceksiniz ocağını Anavarza kaplanı Talip Beyin." Kolunu birkaç kez daha çemredikten, aptes alır gibi yaptıktan sonra: "Size," dedi, "birkaç küçük sualim var, doğru cevap vermeniz sizin menfaatinize olur." "Buyur," dedi büyük oğul. "Bir, babanız Aslan köyden, daha ergen altı kızın ırzına, kızları adamlarına kaçırttırıp geçti mi, geçmedi mi?" "Geçti," dedi büyük oğul. "Kızları da adamlarıyla sonradan evlendirdi mi evlendirmedi mi?" "Evlendirdi." "Bu duruma çok kızan Aslan köylü Hurşit Ağayı Akçasaza götürüp orada işkenceyle, kulağını, burnunu, hayasını keserek öldürdü mü öldürmedi mi?" "Öldürdü." "İşte şu Müddeiumumi babanızı bu beladan kurtardı mı kurtarmadı mı?" "Kurtardı." "Demek bu Müddeiumumi sizin dostunuz?" "Çok para alır ama, gene de dostumuz." "Pekiyi, Yörükleri perişan edip, donlarına kadar babanız onları soyup, sattığı tarlaları bir hilesini bulup, ellerinden geri aldı mı almadı mı?" Molla Duran Efendi gözlerini belertmiş, korkunç bir hal almış, tespihli sağ elini beline dayamıştı. "Şimdi asıl mühim sualime geliyorum." En küçük oğulu gösterdi. "Sen kalk ayağa bakalım. Kalk ve gelip karşımda dur." Delikanlı kalktı onun karşısına dikildi. Epeyce de utangaçtı, yüzü kıpkırmızı kesildi. Usuldan da terliyordu. "Söyle bakalım, sen evlendiğinde, dünya güzeli bir kızla, baban kaç gün düğün dernek yaptı?" "Yedi gün," dedi utangaç delikanlı yere bakarak. "Düğüne bütün Çukurovanın Ağalarını, Beylerini çağırdı mı?" "Çağırdı." "Birkaç ay sonra da baban, senin güzel karını elinden alıp yedinci karısı yaptı mı?" "Yaptı," diye fısıldadı, kıpkırmızı, oluk oluk terleyen yüzünü gizleyerek delikanlı. "Sen de kendini Anavarza kayalıklarından aşağıya atmaya kalkmadın mı,
Edebiyat
Latife Hanım'ın Durumu
* Gazi’nin Kurtuluştan Sonraki Hayatı Latife Hanım’la Gazi ’nin kısa süren evliliği çok yazılıyor. Abartılı yorumlara başvurulursa, Latife Hanım “Türk kadınlığını temsil eden ve Türkiye’yi muazzam bir değişime götüren bir büyük portre” olarak çiziliyor. 19. asırdan beri önemli kadın aydınlar vardır. “Latife Hanım’ın o gruptaki yapıcı rolü nedir?” sorusuna cevap veren bir eser bulunup okunamadı. İzmir’in kurtuluşundan itibaren İsviçre’de okumuş olan Latife Hanım, Gazi Paşa ile temasa geldi. Yabancı dil bilgisi (üç dili okuma ve yazmayı biliyordu) ve Avrupa'yı izlemesi Başkumandan’ı etkilemiş, model devlet reisi eşi böyle olmalıdır diye düşündürmüştü. Latife Hanım’ın bir Türkiye reis-i cumhurunun eşi olmanın ne olduğunu pek de iyi anlamadığı açıktır. İkincisi, Türkiye’de bir mareşalin ne olduğunu da bilmiyordu. Böyle lider bir kumandanın eşinin vagonun penceresinden sarkıp ona, “Kemal” diye seslenmesi aslında 1920’lerde hiçbir yerin protokolüne uymazdı. Rıza Nur’un hatıratını okuyanlar bilir ki Rıza Nur’un eşi eski rejime mensub paşalardan birinin kızıydı ve psikolojik sorunları vardı. Latife Hanım İstanbul’da onunla ahbaplık ediyordu. Oysa bu mevkide biri (yani first lady) muhalefetten birileri ile temas etmemeliydi. Reis-i cumhur eşi, First lady olduğu zaman, sorumlulukları olmayan ve yetkileri sınırlı bir devletlinin eşi gibi davranamazdı. Mesela birilerinin hanımları ile çatışırsa, konu derhâl başka alana da sıçrar, birdenbire o büyük mareşale, kurucu cumhurbaşkanına mevkiine göre hitap edemeyen veyahut hakkında kinayeli konuştuğu adamlar düşman o|maya başlardı. Maalesef Latife Hanım öyle görülüyor ki Türkiye şartlarında bir kurucu cumhurbaşkanının ve bir mareşalin eşi olmayı bilemedi. Evlilik bu nedenle bitti, daha doğrusu tek taraflı bitirildi.
Tarih
Türkiye'lilik Meselesi
Atatürk'ün aklındaki cumhuriyet modeli tam da Jean - jaques Rousseau tipi bir cumhuriyetti. Nitekim 1924 Anayasası’nda o cumhuriyet ortaya çıkmıştır. Oradaki ifâde “Türkler”dir ve bu ifade kalmalıdır. Bugün “Türkiyeli” diye ortaya atılan tabir gülünçtür. Bu Türkiyelilik lafı belirsiz, dil ve kimlik iddiaları açısından tutar bir terimdir.
Tarih
Ejderha ve İnce Memed
Ali Sefayı öldürünce dağa kaçmış. Ali Sefa çok zalim bir adammış. Köylüye kan ağlatıyormuş. İnce Memed de onu gözbebeklerinin vurmuş, dağa kaçınca candarmalar ona pusu kurmuşlar, İnce Memedi de vurup atından düşürmüşler. O atı da onu almış, dişleriyle candarmaların arasından çıkarmış. Candarmalar ata kurşun yağdırmışlar ama, vuramamışlar. O at afsunluymuş, ona hiç kurşun değmiyormuş. At da almış onu dağın tepesindeki bir mağarasına götürmüş. Çıkmış dağın kayalık doruğuna, oradan kişnemiş, kişnemiş. Bir kanatlı ejderha inmiş bir ak bulutun içinden... At sevinmiş, onu mağaraya götürmüş. İnce Memed ejderhayı görünce korkmuş. Ejderhadır, onun yaralarını kırmızı dilleriyle yalamış, dokuz tane, dokuz yalımdan dili varmış. O saatte hemen İnce Memedin yaraları iyileşmiş. Benim Yörük kocasından duyduğum bu. Yalan mı? ------- O. N: İnsan şunu okuyunca ister istemez, LOTR ve GOT un ejderhalı sahneleri geliyor aklında. O teknik imkanlarla biz bu kitabı çekebilseydik dizi yada film olarak. Ki ana tema da çok genel bir toplumsal durumu işaret ediyor. E mekanlarda duruyor Anavarza Kalesi, Vay vay köyü. Yok ama bize uyduruk askeri diziler ve zengin kız fakir olan edebiyatı yakışır. Bide fantaziye dönüşmüş tarih dizileri.
Kültür-Sanat
Reklam