"Güzel, önünü açarız. O sorun değil. Çok güzel açılır önün hem de. Denge politikana gerek de kalmaz."
"Açarız derken?"
Derin bir nefes aldı kendisini sakinleştirmek ister gibi. Daha sonra nefesini geri vererek bakışlarını karşıya çevirdi. Işıklar ikimizin de yüzüne vuruyordu, nefes seslerimiz arabanın içinde geziniyordu. Tek nefeste söyledi. "Bundan sonra avukatınım."
"Bir oyuncu olsan da bana rol yapamazsın, Efla. Ben senin içini biliyorum." Allah'ım, çok acil bir şekilde daireme gidebilir miydik artık? Gerçekten zorlanıyordum. "Bana anlatmalısın. En azından bana," diye ekledi.
"Türkiye'ye döndün, benimle aynı restorana girdin, en yakın arkadaşınla yemek yedin ve bana hakaret eden eski rol arkadaşımı dövdün." Başımı iki yana salladım inanamıyormuşum gibi. Ağzımdan bir kahkaha kaçtı. "Böyle bir karşılaşma sadece dizilerde olurdu."
"Orada da başrol olurdun." Direksiyonu tutmayan eliyle ensesini kaşıdı. Gerildiğinde bunu yaptığını bildiğimden yüzümde karşılığını bilmediğim bir gülümseme oluştu. "Her zaman başrolsün. Sana bu yakışır."
Akgün avucumu büyük eline alıp sımsıkı tutarken; önümüze çıkan gazetecileri de habercileri de yarın tüm manşetlerde, magazinde ve haber sitelerinde yüzünün olacağını da umursamadı.
Elimden tuttu ve gerisini umursamadı.
Başımı eğerek, kameralara bakmadan onun adımlarına ayak uydurdum.