Doğanın doğa olarak kalamayışına, ille de 'park' adına bir şantiye sürecine girmesine acıyorum. Zygmunt Bauman’ın anlattığı 'bahçecilik' hevesi, yalnızca bir metafor değil, gerçek oluyor park şantiyelerinde. Doğa, doğal olmaktan çıkıp, pırıl pırıl bir nizama, jilet gibi bir düzene giriyor. Her biri ölçülmüş, hesaplanmış taş zemin üzerinde belirli aralıklarla yerleşen banklar, aynı düzene tıkır uyar aydınlatma elemanları, budanmış, geometrik şekiller verilmiş mazılar, aradan hiçbir yabani otun uzanamadığı, ağaçtan düşen tek bir kuru yaprağın dahi bayrak gibi görünür olduğu dümdüz yeşil çimenler... Artık park ne kadar doğalsa, şantiyesi de bir o kadar masum.