Yusuf Yılmaz

Yusuf Yılmaz
Her daim talebe.
Lisans
İstanbul
Zonguldak
99 kütüphaneci puanı
289 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2019 39. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2019 20:45
Merhaba 1K Ailesi, Samuel Beckett'ın "Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil" sözüyle başlayacağım incelemeye. Bu söz size, martı Jonathan Livingston'ın kısa hayat hikayesini okuduktan sonra daha anlamlı gelecektir. Kısa dediğime aldanmayın sakın, uzun uzun dersler çıkaracaksınız kendinize... Richard Bach'ın yazmış olduğu bu kısa hikaye ya da öykü bizlere bir martı biyografisini andırır. Bu eser, kendini sürüye ait hissetmeyen, onlardan farklı bir yaşam amacı güden martı Jonathan Livingston'ın yaşam hikayesini anlatmaktadır. Diğer martılar gibi karnını doyurma ve uzun bir yaşam sürme gayesinde değildir martı Jonathan Livingston. Onun gayesi daima uçmaktır. En alçaklardan, en yükseklere kadar uçmak. Limitleri altüst etmek. Özgür olmak... Uçma fikri Richard Bach'a uzak değil aslında kendisi Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış eski bir pilottur. Bu hikayede öne çıkan fikirler genellikle özgürlük üzerinedir. Normların ve dogmaların karşısında cesurca ve azimli bir şekilde duran Jonathan Livingston hikayenin başkarakteridir. Özgürlüğün bilincine varan Jonathan, bu normlar ve dogmalar altında ezilen diğer martıları da kurtarmayı kendine yaşam amacı edinir. Bu bağlamda yönetici ve lider tartışması yapılabilir. Kahramanımız Jonathan ise kesinlikle bir lider özellikleri taşımaktadır. Sonuç olarak bakıldığında çok sade ve yalın anlatımı olan bu eser basit bir martı hikayesi olarak görülmemelidir. Bu kısa hikayeden, uzun insanlık dersleri çıkarılabilir. Richard Bach "Bir lider nasıl olmalıdır?" sorusuna "Martı Jonathan Livingston" hikayesi ile harika bir cevap vermiş. Okunduğuna pişman etmeyecek türden bir hikaye, sizi üzmeyecektir. Keyifli okumalar dilerim...
Edebiyat
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,3bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2019 37. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2019 07:38
Merhaba Sevgili Kitap Kurtları, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabını incelemeye başlamadan önce müellifi olan Peyami Safa hakkında biraz araştırma yaptım. Bu araştırma kafamda eksik kalan bazı noktaları doldurmada yardımcı oldu. Varmış olduğum sonuçları ve değerlendirmeleri sizlere elimden geldiği kadar aktarmaya çalışacağım. Vakit ayırıp okuyan değerli insanlara şimdiden teşekkür eder, kıvanç duyduğumu bilmelerini isterim. Peyami Safa'nın yazmış olduğu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, psikolojik roman türünde Türk edebiyatının önemli yapıtları arasında kendine yer bulmuştur. 15 yaşındaki isimsiz bir karakterin 7 yıldır çekmiş olduğu "Kemik Veremi" hastalığı eserin ana konusudur. Bu hastalık çerçevesinde olaylar gelişir. Bu hastanın içinde bulunduğu meçhul durum ve ıstıraplar okura aktarılmaktadır. Bu eser aynı zamanda bir otobiyografidir. Peyami Safa'nın küçük yaşta "Kemik Veremi" hastalığına yakalanması ve romandaki karaktere isim vermemesi bu ihtimali güçlü kılar. Aşağıdaki alıntı da bu eserin otobiyografi özelliğini destekler niteliktedir. "Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler. İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur. Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!" İlgi çeken bir diğer durum ise romanda geçen yoğun betimlemelerdir. Hayatım boyunca okumuş olduğum kitaplar arasında en yoğun betimleme geçen kitap desem abartmış olmam. Safa'nın öyle bir tasavvur gücü var ki satırları okuyup gözlerinizi kapattığınızda anlatılan kişiler ve mekanlar hayalinizde canlanmakta. Bu melun hastalığa yakalanmış olan gencin bütün acılarını, arzularını, sevinçlerini ve hüznünü iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Aynı zamanda bu acılar Peyami Safa'nın acılarıdır. Belkide başından geçtiği için böylesi güçlü bir tasavvura sahiptir. Yazar
Edebiyat
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121,2bin okunma
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2019 36. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2019 05:28
Merhaba 1K ailesinin değerli okurları, İncelemeye başlamadan önce birkaç hususu belirtmek isterim. Daha önceki incelemelerimde olduğu gibi özet kısmına çok değinmeyeceğiz. Vaktimiz çoğunlukla arka bahçede geçecek. Yazarın yaşadığı dönemin koşullarını, eserin biçem ve özelliklerini göz önünde bulundurarak değerlendirmeler yapacağız. Fareler ve İnsanlar isimli kısa romanı okumaya başlamadan önce ABD'li yazar John Steinbeck'in hayatını iyi anlamamız gerek. Çünkü bu eser onun hayatıyla ilgili bir çok ortak nokta barındırıyor. Bilhassa üniversite yılları, Steinbeck maddi darlıktan dolayı üniversite yıllarını tıpkı babası gibi işçi olarak geçirmiştir. İşler yolunda gitmediği için eğitimi yarım kalmıştır. Romanın ana karakterleri olan Lennie ve George'da çiftliklerde karın tokluğuna çalışan işçilerdir. Lennie ve George tamamen zıt karakterlerdir. Bu zıtlık hem fiziksel hem de duygusaldır. Lennie iri cüssesine karşın nahif yapıdadır. George ise onun tam tersidir, cılız fizikli ve sert mizaçlıdır. Kendinden yaklaşık 150 yıl önce yaşayan Robert Burns'ün ''To a mause" şirinden etkilenerek eserine Fareler ve İnsanlar ismini vermiştir. Ona göre insanlarla farelerin işi sıkça ters gider. George'un, aklen dengesiz olan Lennie'i avutmak için kurduğu bir hayalle başlar bu kısa hikaye. Zamanla George'da kendini kaptırır hatta öyle bir hayaldir ki duyan diğer kimseler de istemsizce kendini bu hayale kaptırırlar. "Günün birinde büyük bir sebze bahçesi olan, içinde tavuklar, tavşanlar, domuzlar vs. bulunan büyük bir çiftliğe sahip olmak. Kendi işinin patronu olmak" O dönemin şartlarında işçi sınıf için gerçekten de mucizevi bir düştür bu. Feodalite kavramının Sanayi Devrimi'ne evrim sürecini yansıtmaktadır. Derebeyliğin etkisini kaybettiği, işçi ya da köle sınıfına olan ihtiyacın
Edebiyat
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,9bin okunma
9/10
·268 syf.··
Beğendi
·
2019 35. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2019 06:19
İçimizdeki Şeytan Sabahattin Ali Sabahattin Ali adı geçince söylenecek bir söz kalmıyor aslında, daha önce okuyanlar bilir. İçimizdeki Şeytan'ı okumadan önce Kürk Mantolu Madonna ve Kuyucaklı Yusuf romanlarını okumuştum. Bu romanı diğer iki romana göre biraz farklı buldum. Diğer iki roman olaylar üzerine kuruluydu. İçimizdeki Şeytan ise daha çok durum üzerine kurulmuş. Daha açık belirtmek gerekirse kişilerin içinde bulundukları durumu anlatmaktadır. Yazar, her zamanki gibi okuru eserinin baş karakteri yapmayı başarıyor. Sanki orada Ömer ve Macide yok da siz varmışsınız gibi. Gerçek bir şaheserin okuru baş karakter yapması gerekmez mi zaten? Sabahattin Ali bu işi en iyi yapan isimlerin başında gelir bana göre. Kitabı okumaya başladığınızda Ömer'in ve Macide'nin nefsiyle olan mücadelesinin içinde bulacaksınız kendinizi sayfalar ilerledikçe onların tattığı mutluluğu tadacak yaşadığı hüzne ortak olacaksınız. Diğer romanlarında olduğu gibi müthiş imgeleri bu satırlarda da bulacaksınız. Böylesi güzel aforizma niteliğinde sözleri bu satırlara ustaca yerleştirmek büyük başarı açıkçası. Sonuç olarak bakıldığında diğer iki romandan alınan hazzı vermese de insana başka hazlar tattırmayı başaran bir eser. Sizi daha çok düşünmeye ve sorgulamaya yönlendirecektir. Asla okuduğunuza pişman olmayacaksınız Okuduktan sonra ise kendi içinizde bulunan şeytan ile yüzleşeceksiniz. Keyifli okumalar dilerim...
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,2bin okunma
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2019 33. kitabı
Küçük Prens Antoine de Saint-Exupéry Küçük Prens, çocuk kategorisinde yer alan bir kitap. Lakin büyüklerin de okumasında büyük yarar var. "Neden?" diye soracaksınız. Kendimden yola çıkarak açıklamaya çalışayım. Kitabı elime alıp okumaya başladığım ilk satırlardan itibaren sorgulamaya başladım kendimi. Zaman zaman kendi çocukluk yıllarıma gittim. Güzel noktalara vurgu yapılıyor. Bir büyüğün kaleminden çıkan bu yazılar aslında bir küçüğün gözünden yazılmış. Büyüklerin, çocuklara karşı olan yaklaşımına dair ince eleştiriler yapılmış. Sonuç olarak kitabı bitirdikten sonra sizde bir şeylerin değiştiğini hissediyorsunuz. Size muhakkak bir şeyler katacaktır. Bilhassa geleceğin mirasçısı olan çocukların fikirlerine saygı duymayı öğreneceksiniz. Şimdiye kadar hep pozitif etkilerden bahsettim. Fakat bende negatif etki bırakan bir hususa değinmeden geçemeyeceğim. Türkler ile ilgili olan bir kısım var. Bu kısımda Avrupa üstün gösterilmeye çalışılmış. Keşke yazar çocuk kategorsinde yer alan bir kitap için böyle gereksiz çabalara girmeseydi. Kitabı okuyan çocukkar, merak edip ebeveynlerine soracaktır mutlaka. Ebeveynler, çocuklarına tarihi arka planı anlatırken çok dikkatli olmalılar. Yanlış bir bilgi çocuğun zihninde olumsuz kalıcı etkiler oluşmasına sebep olabilir. İyi okumalar dilerim...
Edebiyat
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015280,2bin okunma