Aslında kimse, onu yaşarken hayatının en mutlu ânını yaşadığını bilmez. Bazı insanlar kimi coşkulu anlarında hayatlarının o altın ânını "şimdi" yaşadıklarını içtenlikle (ve sık sık) düşünebilir ya da söyleyebilirler belki, ama gene de ruhlarının bir yanıyla bu andan da güzelini, daha da mutlu olanını ileride yaşayacaklarına inanırlar.
İçine düştüğümüz durumun açmazına kıyasla sarılmak, öpüşmek çok daha hakikiydi ve "şimdi"nin dayanılmaz gücüyle dopdoluydu. Elbisesini ve diğer şeylerini çıkardıkça, Füsun'un içinden âşık olduğu için dertlenen karamsar bir kız değil, aşka ve cinsel mutluluk içinde erimeye hazır, sağlıklı, hayat dolu bir kadın çıkıyordu.
"Yani ben insanın anlam filan değil sevgi aradığına inanan biriyim. Sevgi bütün bulduğu anlamları bilgiye ulaşmak için kullanan bir varlık. Ötekinin sevgisine, ötekinin arzusuna ihtiyaç duyan, ötekinin sevgisinin yoksunluğunu yaşayan ve onunla sakatlanmış yani öyle kurulmuş bir varlık. Bir insanın bu manada cehennemi 'sevememektir.' "
Psikiyatrist Agâh AYDIN
Böylece bizi birbirimize bağlayacak zevkleri daha derinden hissetmek için onları kendi kendimize yaşamamız gerektiğini ikimiz de içgüdülerimizle keşfettik; bir yandan birbirimize güçle, acımasızca, hatta hırsla sarılırken, diğer yandan da birbirimizi sırf kendi zevkimiz için kullanmaya başladık. Füsun'un sırtıma geçen parmaklarında, denize giren o miyop ve masum kızın yüzme öğrenirken bir anda boğulacağını sandığı zaman yardıma yetişen babasına bütün gücüyle sarılırken hissettiği ölüm korkusuna benzer bir şeyler vardı.