"Hep senin etrafındaydım, hep gergin ve hareketliydim; ama sen beni ancak cebinde taşıdığın ve karanlıkta sabırla senin saatlerini sayıp ölçen, yollarında sana duyulmayan nabız atışlarıyla eşlik eden ve senin acele bakışlarının saniyelerin tik taklarının ancak milyonda birinde yöneldiği saatin yayının gerginliğini hissettiğin kadar hissedebiliyordun."s.14.
️"Senin bakışlarının altında gerçekleşen, benliğinin hiçbir parçasıyla beni tanımadığını, hayatından benim hayatıma, isterse bir örümcek ağı kadar incecik olsun, hiçbir hatıranın uzanamadığını gösteren o uyanış, gerçekliğin uçurumuna ilk yuvarlanıştı, kaderime ilişkin ilk sezgiydi."s.27.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.İstanbul.·Kitabı okudu
"Erken gelen bu bahar sabahında tüm kentin üzerini örten kalın sis tabakası sivri çatılar üzerine gerilmiş gümüş renkli bir tüle dönüşmüştü adeta. Dar kaldımdaki taşlar nemli nemli nefes alıp veren çelik gibi parlıyordu, güneşin altın renkli ışıkları da kendini göstermeye başlamıştı."s.4.
️"Yukarıya kadar tırmanıp cesurca son adımı atarken birdenbire yanlış yola girdiğini düşünüp korkuya kapılmak, ileriye doğru birkaç kolay adımı atacak gücü kaybetmek kadar korkunç bir şey yoktur hayatta."s.12.
"Kısa sürede birbirlerine o kadar uzak, fakat duygularının sadeliği ve saflığı bakımından bir o kadar da benzer olan bu iki insanı gizli bir ihtiyaç birbirine bağladı. Biri hayatın derinliklerinde yalnızca açıklık ve sessizlik olduğunu öğrenmiş, uzun günler ve yıllar sade yaşamış, deneyimli bir adamdı. Diğeri ise karanlıkta kalmış gibi kendini hayal dünyasına kapattığı için hayatı yaşamamış ve aydınlık dünyadan gelen ilk ışığı tüm içtenliğiyle kabul edip, tek renkli, sakin bir ışıkla geri yansıtmış bir genç kızdı. İkisi de insanların arasında yalnızdılar;bu nedenle birbirleriyle yakınlaştılar. Aralarındaki cinsiyet farkının bir önemi yoktu."s.25-26.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.İstanbul.·Kitabı okudu
"Aşk, veba günlerinde çiçek açar."s.63.
"Recoleta Köprüsü, ölüm kalım pazarının ortasında, tarafsız bir sevgili gibi dikilir, hem pazarcılara hizmet eder hem mezarlığa."s.63.
️"Kömür madenleri, okyanusun altında uzanan derin galerilerdir; buralarda binlerce madenci güç koşullar altında çalışır. Dışarıdaysa, yüzlerce erkek, kadın ve çocuk, galerilerin girişini çevreleyen toprağı köstebekler gibi kazırlar, maden filizlerinin uzantılarını tırnaklarıyla koparırlar. Yukarıdaki parktaysa ağaçların sağladığı oksijenle temizlenen hava berrak ve pırıl pırıldır. Aşağıda, madenciler kömür tozlarının dumanını solurlar, çiğerlerine girerken yanan bu duman orada yerleşip kalır. Üstten bakınca deniz inanılmaz güzelliktedir. Alttaysa bulanık ve huzursuz."s.75.
"Diktatörlük yönetimi altındaki Santiago, içinde dedikodu kazanı kaynayan bir arı kovanı gibiydi. Günde birkaç kez birtakım dedikodular doğar, içine biraz gerçek payı katılarak hızla ve şaşırtıcı boyutlarda çoğalır, sonra da unutulup giderdi."s.110.
"Şili'deki zorlu günlerimle öylesine özdeşleştirmiştim ki bu boş kutuları, anılar mutfağındaki anıları kısık ateşte tıkırdatan hazmı güç deneyimlerimin kutsal emanetleri olarak onları ölene dek saklamaya karar verdim."s.119.
“Anne toprağı, üzerinde en çeşitli şeylerin bir arada yetişip gelişebildiği verimli bir toprak olmalıydı, ama üzerinde büyük bir sevgi güneşinin bereketini yaydığı bu narin ot bahçesiyle başa çıkabilmek zaman zaman epey çaba gerektiriyordu mutlaka.”s.23. “Hayatınızın en saklı yanlarını, sinirlerinizi uyararak veya düşlerimizde baştan aşağı gizli bir şiddetle titreterek çok, çok erken yaşlarda belirleyen şey katıksız rastlantılar değil midir?Yoksa başlangıç daha gerilerde midir; ileride ne olacağımızı ve neyin acısını çekeceğimizi biz daha beşikteyken bir kuş cıvıldayarak kulağımıza mı fısıldar? Bilmiyorum, belki de bunları başımıza saran ne rastlantıdır ne de mucizevi bir kuşun cıvıltısıdır;aksine çok eski yüzyıllardan gelen alışkanlıklar, çoktan ölüp gitmiş kadınlardan kalan kölelik ruhudur bu esnada içimizde fısıldayan;hem de bizim olmayan bir dilde, ancak bir düşteyken, sırtınızdan bir ürperti geçtiğinde, sinirlerimiz titrediğinde anlayabildiğimiz bir dilde.”s.4.
️“‘Efendim aşağı,efendim yukarı’ diye etraflarında dört dönüp duran kadınlardan değil de artık kendi kendimizin efendisi olduğumuzun, kısacası eski köle anlayışları rafa kaldırdığınızın farkındalar mı sence?”s.32.
“Parlak, berrak bir gün ışığında tekrar karşılaşmak dün karlı gecede görüşmekten çok farklı bir şeydi.Fısıldayan, eski düşlerle ağırlaşmış bütün o anılardan elinde olmadan korkuyordu insan; bu düşler günün aydınlık gerçekliği içinde yollarını bulamıyor, fark etmeden her yana olağandışı ışıklar serpiştiriyorlardı-solgun,mistik ışık serpintileri.”s.25.
“Bir başka insanın tam olarak ne dilediğini hiçbirimiz bilemeyiz.”s.50.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul.·Kitabı okudu