Uzun zamandır yüreğimi bu kadar burkan bir roman okumamıştım, bütün sevdiklerini kaybeden Fugui nin dramatik yaşamı gözlerimin önünden bir film şeridi gibi aktı geçti.
Çanakkale Savaşı'nda bir kolunu kaybeden Ahmet Celal emireri Mehmet Ali'nin isteği üzerine İç Anadolu'nun Bozlak köylerinden birine onunla dönmeye karar verir. Babadan kalma evini
Gün Olur Asra Bedel kitabında da yer alan ama detaylandirilmayan bir hikayeyi ele alıyor yazar, Abutalip' in hikayesini. Vatana ihanet ile suçlanan Abutalip türlü iskencelere maruz kalır ve kendisinin kurban seçildiğini anlar tek bir ümidi cocuklarini ve karısını son bir defa görebilmek ... Bu istek içini yanıp kül eder, bir gün tutsak olduğu hapisaneden başka bir yere götürülürken karısının ve çocuklarının olduğu istasyondan geçeceklerini anlar ve onları son defa da olsa tutsak olduğu kompartimanin küçük penceresinden görür. Bu görüş bir nevi veda sayılır artık. Kendisinin kurtuluşunun olmadığını bilen Abutalip nakil esnasında bir trenin altına atlayarak ölür.
Abutalip'in yazdığı kitabın içinde yer alan Cengiz hana küsen bulut hikayesi kitaba ismini vermiştir. Yürek burkan bir hikaye ve Aytmatov seckisinde özel bir yeri var.
Anlatılanların tamamına katılmasam da, çalışmayı kutsayan geleneğin eleştiriyi hak ettiğini düşünüyorum. Modern toplum, çalışma edebiyatıyla, aslında insanın hayatını çalıyor. Yaşamadan ölenler diyorum ben onlara. Hayatı çalışmaya indirgeyen tüm söylemlerle mücadele etmek gerek. Kitap iki yazar tarafından yazılmış, ilk bölüm daha az çalışalım daha çok dinlenelim üzerine, çalışmayı kutsallaştıran inancın temelinde Kapitalizm olduğunu belirtiyor.
Hikaye sıradan bir olayla başlıyor, bir köyde hekime ihtiyaç oluyor. Bu andan sonra bilinç akışına aykırı şekilde gelişen bir hikayeye dönüşüyor, Kafka'nın Dönüşüm romanında olduğu gibi gerçekle hayal iç içe geçmiş güzel bir hikaye.