Uzun zamandır yüreğimi bu kadar burkan bir roman okumamıştım, bütün sevdiklerini kaybeden Fugui nin dramatik yaşamı gözlerimin önünden bir film şeridi gibi aktı geçti.
Çanakkale Savaşı'nda bir kolunu kaybeden Ahmet Celal emireri Mehmet Ali'nin isteği üzerine İç Anadolu'nun Bozlak köylerinden birine onunla dönmeye karar verir. Babadan kalma evini satarak köyde yeni bir yaşam kurmayı dener tek derdi karınlarını doyurmak olan ve yıllar İçinde cahil bırakılan Köylü Ahmet Celal'i pek hoş karşılamaz. Ahmet Celal kendisine atfedilen bu yabanlık duygusuyla daha çok okumaya ve anlamaya çalışır. Roman kendi içinde Türk aydınıyla Türk köylüsü arasındaki uçuruma dikkat çeker. Ahmet Celal bu birbirine benzeyen günlerde Emine isimli bir kıza aşık olur, kızın anne babası yoktur halasının yanında almaktadır. Emine'ye olan duyguları Emine'nin adeta bir bronz heykel güzelliğinde oluşundan kaynaklanır gel zaman git zaman Emine'ye açılmak ister Lakin bunun bir faydasını görmez köyün yaşlılarına Emine'yi istetir. Emine "o kolsuza mı varacağım" diyerek bunu reddeder İlerleyen zamanlarda Yunan askerleri İç Anadolu'ya kadar ilerlemiş ve Ahmet Celal'in kaldığı köye kadar gelmiştir. Köylüler padişah ve Hilafet taraftarı olduğu için mücadeleye katılmak istemezler bundan sebep Ahmet Celal ile ters düşerler Ahmet Celal askerlerin Köyü yakıp yıkacağını ileri sürer ama köylüler buna inanmaz netice itibariyle Ahmet Celal'in dediği olur ve köy ablukaya alınıp Yunan askerleri tarafından tarumar edilir. Evler yakılır kadınların ırzına göz dikilir hatta bir çoğuna tecavüz edilir. Bu esnada Emine'yi kurtarmaya çalışan Ahmet Celal, Emine ile kaçarken vurulur ve bir mezarlığa sığınırlar mezarlık bir süre onların saklandığı yer olur Daha sonra Ahmet Celal Emine'yi mezarlıkta bırakarak (Emine ölmüştür) yoluna devam eder bir yabancı olarak geldiği bu köyden bir yabancı olarak ayrılır. Kitap genel olarak bir dönem romanı olsa da aslında aşkın en yaban en uzak diyarlarda bile
Gün Olur Asra Bedel kitabında da yer alan ama detaylandirilmayan bir hikayeyi ele alıyor yazar, Abutalip' in hikayesini. Vatana ihanet ile suçlanan Abutalip türlü iskencelere maruz kalır ve kendisinin kurban seçildiğini anlar tek bir ümidi cocuklarini ve karısını son bir defa görebilmek ... Bu istek içini yanıp kül eder, bir gün tutsak olduğu hapisaneden başka bir yere götürülürken karısının ve çocuklarının olduğu istasyondan geçeceklerini anlar ve onları son defa da olsa tutsak olduğu kompartimanin küçük penceresinden görür. Bu görüş bir nevi veda sayılır artık. Kendisinin kurtuluşunun olmadığını bilen Abutalip nakil esnasında bir trenin altına atlayarak ölür.
Abutalip'in yazdığı kitabın içinde yer alan Cengiz hana küsen bulut hikayesi kitaba ismini vermiştir. Yürek burkan bir hikaye ve Aytmatov seckisinde özel bir yeri var.
Cengiz Aytmatov
Anlatılanların tamamına katılmasam da, çalışmayı kutsayan geleneğin eleştiriyi hak ettiğini düşünüyorum. Modern toplum, çalışma edebiyatıyla, aslında insanın hayatını çalıyor. Yaşamadan ölenler diyorum ben onlara. Hayatı çalışmaya indirgeyen tüm söylemlerle mücadele etmek gerek. Kitap iki yazar tarafından yazılmış, ilk bölüm daha az çalışalım daha çok dinlenelim üzerine, çalışmayı kutsallaştıran inancın temelinde Kapitalizm olduğunu belirtiyor.
Hikaye sıradan bir olayla başlıyor, bir köyde hekime ihtiyaç oluyor. Bu andan sonra bilinç akışına aykırı şekilde gelişen bir hikayeye dönüşüyor, Kafka'nın Dönüşüm romanında olduğu gibi gerçekle hayal iç içe geçmiş güzel bir hikaye.
Bir Köy HekimiFranz Kafka