Nice sevinçler aslında hastalıktır,
Nice hastalıklar da aslında şifâdır.
Nitekim bir şair şöyle der:
Her nimet, azı dişleri arasında senin için türlü belâlar saklar, buna karşılık belâlar beklediğin yerden, sevindirici sonuçlarla karşılarsın.
Ne zaman elime bir kalem alsam
Sana seslenmek geliyor içimden
Güzelliğini hatırlıyorum bir yaz günü
Yine gemiler geçiyor uzaklardan
Ne zaman elime bir kalem alsam
Geçmişi seninle yeniden yaşıyoruz
Ne zaman elime bir kitap alsam
Hep seni okuyorum inanır mısın
İstiyorum seni anlatmalı bütün romanlar
Hep sana sesleniyorum duyuyor musun
Ne zaman elime bir kağıt alsam
Öyle bir noktaya, belki de yaşa geldim ki, insan artık her geçen saatin neler kaybettirdiğinin ve kazandıranın da kavuşturanın da yalnızca toprak olduğunun bilincinde oluyor..
"Kelimeleri sana veriyorum okuyucu... Onlar yanıp sönen birer oyuncak. Boş içleri. Boş mu? Alev var göğüslerinin içinde, barut var, gözyaşı var. Nihayet bütün dünya kelimelerden ibaret. Ama sende ne varsa kelimede de o var. Kelime, Narsis'in kendini seyrettiği dere. Çok bakma, içine düşersin!"
Gücün kendisinin ölüm olduğunu da senden böylece öğrendim. Çünkü seni seyrettim. Ah! Keşke dünyayı da senin gibi seyredip, senin ona baktığın gibi bakabilseydim! Oysa ben ona bir güç malzemesi olarak bakıp onda kendi karanlığımı gördüm. Hayatım boyunca görebildiğim en iyi, en güzel şey sendin. Sana çok şeyler söylemek isterdim. Ama dakikalarım sayılı...