Spoiler içerir!
Nadiren gerçekleşen inceleme tutulmalarından birine yakalandınız. Benim o kadar da harika olmayan incelememi okuma şansı kazandınız.
İki Şehrin Hikayesi... Bu kitap hakkında herkesin bildiği ve en çarpıcı şey giriş cümlesi. "Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü..."
Ben kitabı daha önceden iş çocuk klasiklerinden okumuştum. Eski dönem bir filmini de izlemiştim. Olay örgüsünü biliyordum. O yüzden daha çok edebi zevk almaya çalışarak okudum. Ama tekrar tekrar bilmediğim olaylarla karşılaştım. Klasik Fransız edebiyatı; hiçbir önemi yok dediğiniz karakter ileride sürpriiiiiz diye çıkıyor. Romanın kendisi de olay bakımından dopdolu. Yani sıkıcı klasik havası yok. Sürekli iki şehir arasında koştura koştura macera yaşıyorsunuz.
Hasan Ali Klasiklerinde olmayan kitap arkası bilgiler:Hikaye Fransız ihtilali zamanları Paris ve Londra'da geçiyor. Hikayenin ismi de burdan geliyor. Ana karakterimiz bir doktor, öteki onun kızı, bir öteki genç bir adam. Doktor Manette, hayata geri dönüyor - yazar böyle diyor. Yıllardır görmediği, akıl sağlığından yoksunken saçlarını sakladığı biricik kızıyla mutlu bir hayat sürmeye dönüyor. Tabii pek de uygun bir zamanda değil. Yıllardan Fransız devrimi. Paris'te teker teker bütün soylular düşüyor, kelleri de giyotin sehpasından. İnsanlar " Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ya da Ölüm Cumhuriyeti" diye vahşice bağırıyorlar. Huzurlu bir şekilde evinizde otururken dışarıdan kalabalık, gürültülü adım seslerinin gelmesi gibi. Kendilerini, uzak durmaya çalıştıkları kargaşanın içinde buluyorlar ana karakterler.
Ben kitabı bayaa sevdim. Tarafsızlığın da tarafsızı tarih yazıcılığı budur. "Yaşasin ihtilal, mütlüyüz artık, kötü adamlar yok. Yuppi" havası bu kitapta yok. Tam tersine dibine kadar övdüğümüz ihtilalin vahşetini görüyoruz.