Dünyalara açılan, yeni yaşamlardır yolculuklar. (Syf. 66)
Otobüsteyim. Yaşamımın son beş yılını geçirdiğim kente doğru gidiyorum. Bu defa kısa süreli bir ziyaret olacak. Bu yüzden keyifliyim. Yanımda Tezer var, bir de Ferit Edgü. Çünkü ikisinin birbirini çok özlediğini ve ben onlara bakmazken çantamda sohbet edip özlem giderdiklerine inanıyorum. Mümkün müdür böylesi? Neden olmasın ki? İnsan bile yürüyen ölü değil midir bazen? Ölüler niye konuşamasın? Hep böyleydin sen de zaten. Okuduğun her kitabın havasına girer, duygusunu içinde hissedersin. Kitap okumak senin için olağan bir eylemden çok kendini bulma biçimidir çünkü. Yazarlarını seversin, özlersin, sohbet edersin onlarla. Peşlerine düşer onların sevdiği yazarları da okursun. Mektuplarını okursun, sırf daha iyi tanıyabilmek için. Bazen olur rüyalarında konuşursun onlarla. Anlatmak istediğin ne çok şey varmış meğer. Gerçekten rüya mı; kitaplığına bakıp daldığın hayaller mi? Bilemezsin.
Kendi yazarlarının peşine düşüp hayatını sorguladığı bir yolculuğa çıkan Tezer'in ruh halindeyim şimdi. 'Herhangi bir temmuz gününün anılarını bölüştüğüm bu Tezer ne denli dost.' (Syf. 59) Onunla yürüyorum geçtiği kentlerde. Onunla yaşıyorum yaşanacak ne varsa. Uzun süredir elime alamadığım kalemimi bile onun hatrına alıyorum elime yeniden. Üstelik böyle bir valiz taşıdığı için Kafka'dan ve tüm kahramanlarından utandığı 4 tekerlekli, kendi kendine giden bir valiz taşıyorum koltuğumun altında. Ama ben onu caddeye fırlatıp atmak istemiyorum; onsuz yapamam çünkü. Ne umutlar, ne anılar taşıyorum ben o valizle yıllardır. Hep kitap dolu oluyor çünkü içi. En sevdiklerim, sevemediklerim, nice yazar gidip geldi bu yollarda o valiz sayesinde.
Nereye gitse yeryüzünde en yabancısı olduğu topraklar olan kendi memleketinin insanlarını yanında