Öykümüzün kahramanı o anda, muzip bir çocuğun güneşe ayna tutarak gözünü kamaştırdığı bir adama benziyordu. "Nedir bu," diye düşünüyordu; "Düş mü görüyorum yoksa?.. Yeni bir olay mı, yoksa dünkünün devamı mı?.. Ne hakla yapıyorlar bunu, kim getirdi bu adamı buraya, kim izin verdi?.. Düş mü, hayal mi görüyorum?.."
Bay Goladkin usulca kolunu çimdikledi, hatta odadakilerden birini çimdiklemek istedi ama vazgeçti. Yok yok, düş değildi bu, değildi. Bay Goladkin buram buram terlemeye başladı. Başına olağanüstü, görülmemiş, kimsenin başına gelmemiş bir şey geldiğini hissediyordu. Durum bu derece utandırıcıydı. Böyle münasebetsiz bir halin temsilcisi olmak Bay Goladkin'e ayrıca azap veriyordu. Sonunda o hale geldi ki kendi varlığından şüpheye düştü. Her şeye hazır olduğu halde durumunun özelliği beklenir sürprizlerden değildi! Sıkıntı içinde bunalıyor, vakit vakit bilincini, belleğini kaybeder gibi oluyordu. Birdenbire toparlandı, önündeki çalıştığı evrakı hiç düşünmeden, adeta fark etmeden çalakalem yazdığını gördü. Yazdığını denetlerken okuduğunu anlamadığının farkına vardı. Tam o sırada, yerinde sessizce oturan öteki Goladkin ayağa kalktı, besbelli bir iş için bitişik odadaki kaleme gitti. Bay Goladkin arkasından baktı, sonra etrafına göz gezdirdi; her şey eskisi gibiydi.