Bir şarkı büyütüyorum, ömrüme benzeyen
sabah kadar uçuk, akşam kadar acı
rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı
acemi bir şarkı...
umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum...
#46390916
5-6 yıldır kitaplığımda olan önceleri kalınlığından dolayı(1072 sayfa) okumaya korktuğum son 2 yıldır hep elime alıp 20-30 sayfasından sonra okuyamayacam diyip bıraktığım kitap.
Yine aynısını yapıyordum, kitabı aldım okumaya başladım yok dedim bunu okuyamıyorum ben...
Sonra tesadüfen kitapla ilgili bir bilgi çıktı karşıma ‘Freudu çok etkileyen kitap’ kesinlikle dedim 6. Şansı vermeliyim.
İYİ Kİ İYİ Kİ İYİ Kİ ... şans vermişim ve güzel kalpli Alyoşa ile tanışmışım.
Fyodor Dostoyevski önsözünde Alyoşadan kahramanım diye bahsediyor ama alyoşanın sıradan biri olduğunu bu yüzden okuyucuların onu neden kahramanı olarak seçeceği yönünde tereddütleri var.
İyi ki hayatıma girdi Alyoşa ❥ benim de kahramanım oldu.
Kitabın kalınlığından dolayı okumakta tereddüt eden varsa kessinlikle hiç beklemeden okusun.
*Alyoşeçkamdan*
“Size kendi içinizde iğrenç görünen bir şey, ancak onu içinizde fark etmenizle temizlenir.”
Veronika'nın hayatına girip başarısız bir intihar girişiminden sonra kendini akıl hastanesinde bulmasını orada her gün ölümü bekleyişini bu zaman zarfında aslında gerçekten de ölmek istemeyişini “O hapları aldığımda nefret ettiğim birini öldürmeye çalışıyordum. İçimde başka, sevebileceğim Veronikalar olduğunu bilmiyordum.” Sözleriyle görüyoruz onu anlamaya çalışırken bir yandan depresyondaki Zedka'yla tanışıyoruz bir yandan da panik atak krizleri geçiren Mari'yi ve tabi şizofren Eduard' ı da unutmamak gerek.
Bu kişiler kendi yaşam amaçlarını sorgulayıp nasıl bu duruma geldiklerini anlamaya çalışırken birde bakıyorsun ki sende kendi hayatını sorguluyorsun.
Hayatındaki şeylerin istediği gibi gitmediğini, ruhunun bir yerlere sıkışıp kaldığını düşünen kişilerin bu kitabı bekletmeden okuması gerektiğini düşünüyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim..
“Dünyanın herhangi bir köşesinde herhangi bir kadın sıfır noktasında kıskıvrak bekliyor.
Umutsuz, çaresiz, ölümle yaşam arasındaki sınırda.”
Uzun zamandır okumayı istediğim bir kitaptı. Yazarına dair herhangi bir bilgim olmasa da konusu ilgimi çekmişti. Mısırlı bir kadın olan Firdevs’in hayat karşısındaki duruşu beni derinden etkiledi. Çocukluğundan beri hayatın bütün zorluklarıyla kötülükleriyle karşı karşıya kalmış bir kadın.
Düşünün ki başı hiç okşanmamış babası tarafından, hiç bir erkek tarafından sevilmemiş, sevilmenin ne demek olduğunu bilmemiş
Firdevs...
Erkekler tarafından hem fiziksel hem de sözsel şiddete uğrayan ama tüm bu zorluklara rağmen boyun eğmeyen kadının hayatına değinilmiş bu kitapta.
İncelememi Firdevsin çok doğru bulduğum bir tespitiyle bitirmek istiyorum:
“Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır. Özgürlüğüm onları öfkelendiriyordu. Hâlâ istediğim, hâlâ korktuğum ya da hâlâ özlediğim bir şey kalmış olması hoşlarına giderdi. O zaman beni bir kez daha köleleştirebilirlerdi.”
Khaled Hosseini birçok yazarın aksine karakterlerin hayatlarını tek bir yönden, tek bir dönemden ibaret saymadan, dünyanın dört ucundan değerlendirmeler ile sunuyor önümüze. Hayatı din dil ırk yaş cinsiyet gözetmeksizin herkesin penceresinden yorumlayarak tabiri caizse tadına bakmamız adına altın bir tabakta önümüze sunuyor.
Ve aslında kitaptan daha derin sonuçlar elde etmek isteyenler içinse bu yemeğin tarifini veriyor.
Kitap Abdullah ve Peri'nin çocuklukları üzerinde dönüp durmuyor.
İçinde, birbiriyle çok uzaktan da olsa bağlantılı, birden fazla hikaye var. Yazar bu farklı hayatları yazarken, sonunda hikayeleri birleştirme kaygısı gütmüyor. İnsanların yaşadıklarını mutlu veya mutsuz bir sona bağlama girişiminde de bulunmuyor. Tıpkı gerçeğin kendisi gibi, hala yaşanan bir ‘süreç’ olarak bırakmayı tercih ediyor.
Kağıt bir ağacın altında
Minik, hüzünlü bir peri buldum.
Bir gece rüzgarla savrulan
Minik, küçük bir peri tanıdım.
Gabriel Garcia Marquez in okuduğum ilk kitabiydi Yüzyıllık Yalnızlık ve diğer kitaplariyla devamı gelecek biliyorum.
Kitap işlemiş olduğu konu hatta tek bir konu diyemeyeceğim konular ve yazarın anlatim tarzıyla çok farklıydı.
Kitabın ilk sayfasında karakterlerin soy ağacı olmasına başta bir anlam veremesem de , kitabı okumaya başladıktan sonra soy ağacının neden gerekli olduğunu anladım, çünkü yüzyıl boyunca ailedeki kişilere hep aynı isimler verilmiş . İsimlerinin aynı olmasından mıdır, ailenin lanetinden mi, tarih hep tekerrür ediyor ama bütün bu medcezire rağmen hikaye örgüsü, karakterlerin sahiciliği, insancıl duyguları okuyucuya geçirebilmesi yer yer gerçeküstü olayları anormalleştirmiyor aksine sanki hep hayatın içinde olan, olağan şeylermiş gibi keyifle okuyorsunuz.
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma