Mizah, ruhun kendini koruma savaşında bir başka silahıydı. Mizahın sadece birkaç saniye bile olsa insana, başka her şeyden fazla olarak her durumun üzerine çıkabilecek bir mesafe ve beceri sağladığı iyi bilinir.
Dedim ben artık bu kızıl şarabı içmem;
Üzümün kanıymış bu, ben kan dökmek istemem.
Gün görmüş aklım şaşırdı: Sahi mi? dedi;
Yok canım, dedim; şaka, ben nasıl içmem!
Çok defa okuduğum Övülesi fevkâlade bir eserdir. Kısaca, Viktor E. Frankl isimli logoterapi ekolünün öncüsü saygın bir psikiyatristin otobiyografisi ve logoterapi kuramının genel hatlarını sergileyen bir yapıt. Eserin otobiyografik tarafını, Talihsiz yazarımızın ne yazık ki bir yahudi olarak yanlış zamanda, yanlış yerde bulununması üzerine NAZI yönetimi tarfından tutuklanıp Auschwitz toplama kampına nakledilmesi ve buradaki dehşet verici atmosferde yaşadıkarını, bir psikiyatristin gözünden analiz ederek çok değerli çıkarımlarla bizlere aktarmış oluşu, oluşturmakta. Ölümle burun buruna hâlde -üstelik de holokost'un psiklojik cephesini en yetkin şekilde açıklayabilecek Lisansa sahip bir kişi olarak- senelerce hayatta kalarak toplama kampından kurtulabilmesi gerçekten mucizevi bir detay. Yaşamasının sebebini kendisi, tutuklandığında yarıda kalan ancak SS'e teslim etmek zorunda kaldığı bilimsel makalesini tamamlamak gibi basit bir hayat amacı belirlemesine bağlıyor, ki kuramının başlıca temeli de bu. Tüm olumsuzluklara rağmen İnsana hümanist bir perspektif sağlaması, bir guruba mensup olmaktan bağımsız olarak her yerde iyi ve kötü insanlar olduğunu göstermesi benim için bu eseri değerli kılar. Okuyunuz okutunuz.
En çok alıntı not ettiğim eser olabilir, stoacı filozof Seneca'nın dostu lucilus'un seneca'nın ona göndermiş olduğu mektupları saklaması üzerine günümüze ulaşmış bu yaklaşık 2000 senelik derleme birazda stoacılığın doğasıyla da ilişkin olarak hâla pek çok açıdan taptaze bir eser. [seneca'nın bazı kısımlarda "ah eskiden hayat ne güzeldi yiğenim" muhabbetinin günümüzde hâla paralel olarak sürdürülmesi olayı da aklıma gelip beni gülümsetiyor:) ] Bazı fikirler benim için yeni olmamasına rağmen, özgün persektifiyle oluşturduğu üslubuyla beni asla sıkmadı. Zamansız fevkalade bir eser. Yalnız, erdemi herşeyin ortasına koyacak kadar ağırlık vermek fikri katıldığım bir fikir değil pürüz olarak bir tek bunu dahil edebilirim.
Ah eklemeyi unutmuşum metni Latince aslından çeviren Doç. Dr. Türkân Uzel hocam bence kitabı muhteşem çevirmiş, okuyup anlamadığım hiç bir kısım olduğunu hatırlamıyorum. Ellerinize sağlık hocam.