Aslında, savaşa taraftar olmayan Abdülhamid, İngiltere'nin devamlı tesiri altında olan Sadrazam/Başbakan Mithat Paşa'nın zoruyla Rus harbine sokulmuştur. Yoksa, ekonomik, sosyal ve askeri bakımdan bir çok güçlüklerle karşı karşıya olan Osmanlı Devleti'nin bu şekilde savaşa katılması, akıl kârı değildi. Nitekim Sultan Abdülhamid, savaşa taraftar olmadığını hatıratında şöyle belirtiyor:
"Ben daima harbin aleyhinde bulundum. Bundan sonra gelecek birader ve oğullarıma nasihat ederim ki artık, uzun, kısa muharebelerle uğraşmasınlar. Bir kerre daha demiştim: Galibiyetle biten harpler de mağlubiyetle neticelenenler kadar milleti yorar. "Şan ve şeref gibi şeyler, her tarafı ma'mûr ve hâl-u istikbâli emin memleketlerde hoş görülür. Harabelerde aç
ve çıplak dolaşanların şan-u şeref iddiasında bulunmaları ve şanu şeref peşinde koşmaları kadar hem gülünç, hem feci bir şey yoktur."