Hayat, güzelliği fark edebilen gözler için daima bir sanat harikasıdır. Çünkü her şey, bakmasını bilen kalplerin önünde başka bir dile bürünür.
Güneş, sabahları yalnızca bir ışık değil; yeryüzüne düşen ilahî bir müjde olur. Rüzgâr, dalların arasından geçerken yalnızca ses değil; içimizde unuttuğumuz duyguları uyandıran bir fısıltı taşır. Ve insan, gördüğünü sadece gözleriyle değil; gönlünün penceresinden seyredebildiği kadar anlayabilir.
Bazı insanlar hayatı yalnızca yaşar, bazıları ise hisseder. Yaşayanlar günlerin gelip geçtiğini fark eder; hissedenler ise her günün içinde saklanan mucizeyi. Bir çocuğun masum bakışında, bir yaşlının ellerindeki hikâyede, yağmur damlalarının toprağa dokunurken çıkardığı o ince seste…
Hayat, kendini göstermeyi hiç bırakmaz. Yeter ki onu anlamaya niyet eden bir yürek olsun.
Güzellik, dışarıda aranan bir şey değil; içten açılan bir kapıdır aslında. Kalp aydınlık olunca, dünya gölgelerini bile ışığa dönüştürür. Ama kalp karanlık olursa, güneşin doğuşu bile insanın içini ısıtamaz. Bu yüzden güzelliği fark etmek, bir yetenekten çok bir tercihtir. Yeniden bakmayı, yeniden duymayı, yeniden hissetmeyi seçmektir.
Kimileri için hayat sıradan bir yolculuktur; kimileri için ise her adımı bir ilham, her nefesi bir lütuftur.
Bir dağın yamacında açan küçük bir çiçeğin sabrı, dalgaların kıyıya vuruşundaki kararlılığı öğretmesi boşuna değildir.
Doğa, insan için bir aynadır; neye bakarsa kendini görür. Kargaşa gören, içindeki fırtınayı; güzellik gören, içindeki sükûneti seyreder.
Hayat, aslında her an yeniden yazılan bir şiirdir.
Kimi zaman hüzünle, kimi zaman sevinçle, kimi zaman sessiz bir teslimiyetle…
Ama şiiri anlamak için şair olmak gerekmez; gönlün kapılarını aralamak yeter.
Belki de en büyük sanat, insanın kalbinde başlar. Affetmek bir