HAYAL KIRIKLIKLARI
Genç Werther’i okuyanların intihar ederek öldüğüne şahit olan bu dünya, Huzursuzluğun Kitabı’nı okuduktan sonra intihar edenlerle karşılaşmamışsa, bu işte bir terslik var demektir.
Şimdinin taş kesilmiş saydam duvarının içinden geçen ellerimiz, geçmişe kök salmış bir ağaç gibi sızlarken, ‘’Asla bir geleceğe sahip olmamış olduğum günlerden birindeyim’’ (s.17) diyen Soares’in çarpıcı ifadesi, kağıdı bir kılıç gibi kesip, izini bırakıyor. Ağlamadan önce gözler yanar hani, düşüncesi dahi gözlerini yakacak kadar hüzünlü biri kurgudaki yazar Soares. Bazı demler, en olmadık şeye, durduk yere sanılan bir ruh haliyle ağlayan insanların hüznünü, çoğu insan o an için anlayamaz, ama anlayacağı bir an gelir, hüngür hüngür ağlarken.
‘’Hayattan çok az şey istedim – ama o, o kadarını bile esirgedi benden. Azıcık güneş, kırlar, bir lokma ekmek bir lokma huzur, canımı fazla yakmayacak bir yaşama bilincim olsun ve bir de ne kimseye muhtaç olayım ne el âlem bana muhtaç olsun. Bu kadarı bile esirgendi benden, hani yüreğimizin katılığından değil de, paltomuzun düğmelerini açmaya üşendiğimiz için dilenciyi başımızdan savarız ya, işte o şekilde.’’ (s.34)
Umuyorum ki yıllar geçip de ellerim kitaplarımda dolaşırken bu alıntıyla tekrar karşılaştığımda böyle hissetmem; yarası ayan olanın hüznü gizli olandan daha ağır, saklamak istiyor saklayamıyor, tuz basanlar var. Çünkü ‘’Hepimiz kendi dışımızdaki koşulların tutsağıyız.’’ (s.61)
İnsanın ruhu hayatından yorulacak kadar dolduğunda, yaşamak tek çaredir, akışa bırakmak gerek. Bir insan içine karışamadığı hayatı, bir camın ardında görüp anlayarak ama dokunamayarak geçirdiğinde, neşeyle acının tadı bir olur, her nefes daha fazla yorulmak demekken, yormayacak şeyler bile bir vitamin eksikliği gibi çöker kemiklerine. Bütün bunlar