Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
"Ruh sağlığı bakımından bütünüyle "iyi" insan yoktur. İnsanın, belki kendisinin bile göremediği, farkında olamadığı amaçları vardır, değil mi? Bir yolu tamamlamak, bir avı ele geçirmek, sabahın uyanışını görmek, gecenin içindeki sesleri ayırt etmek, birine söylenecek bir söz, birinden işitilecek bir yemin, bir özür. Ya da salt birinin gözünde görülebilecek bir ışıltı. Ya da bunun tersi; birinin gözünde görülebilecek bir yenilgi ya da pişmanlık."
Sayfa 428 - YKY, 2. Baskı (Haziran 2022)·Kitabı okudu
Edebiyat
Resul Bulama isimli okura yanıt verildi
Necip G.
:) Resul hocam ne kadar doğru bir serzeniş bu:) 2.cildin sonuna yaklaşırken Sus Barbatus karşıma başka hangi sürprizlerle çıkacak merak içerisindeyim...
Reklam
"Ruh sağlığı bakımından bütünüyle "iyi" insan yoktur. İnsanın, belki kendisinin bile göremediği, farkında olamadığı amaçları vardır, değil mi? Bir yolu tamamlamak, bir avı ele geçirmek, sabahın uyanışını görmek, gecenin içindeki sesleri ayırt etmek, birine söylenecek bir söz, birinden işitilecek bir yemin, bir özür. Ya da salt birinin gözünde görülebilecek bir ışıltı. Ya da bunun tersi; birinin gözünde görülebilecek bir yenilgi ya da pişmanlık."
Sayfa 428 - YKY, 2. Baskı (Haziran 2022)·Kitabı okudu
Edebiyat
Sümeyra Özat isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Alıntı tam yerine denk gelmiş Sümeyra ve ayrıca çok ilginçtir ki, benim paylaştığım alıntıdan 4 bölüm sonra başka bir karakter çok sevdiği bir kitabını kaybediyor ve bil bakalım bu kitap hangisi? :) Evet, Malte Laurids Brigge’nin Notları :)) (bayılıyorum küçük tesadüflere) Konumuza dönersek, siyah-beyaz köpek meselini basit ama etkili anlatımından dolayı ben de çok severim. Ancak zaman içinde şöyle birşey oldu; artık köpeği sadece biz beslemiyoruz. Dışarıdan çok fazla duyum ve etkiye maruz kalıyoruz. 'Bağışıklık sistemimiz' zayıfsa çok kolay manüple olabiliyoruz. Bu da zamanla iyi-kötü tercihinin günden güne bizim kontrolümüzden çıkmasına neden oluyor. Çoğu zaman farkında olmadan... O yüzden en son cümlen bence bu sarmaldan çıkabilmek için en etkili çözüm gibi görünüyor; Farkındalığımızı arttırmak. Ve dediğin gibi, bunu bir mükellefiyet olarak benimsemek. Bir çeşit görev bilmek... O yüzden bu sorumluluğu ne kadar çok kişi alırsa, genel tabloda da ibre pozitif tarafa dönecektir...
Emil Cioran'ın harika Dostoyevski analizi!
Az önce denk geldim, Bubi' Sanat'ın Twitter hesabı, Emil Michel Cioran 'la 1973 yılında yapılan bir röportajdan küçük bir kesit paylaşmış. Cioran'ın gözünden Dostoyevski analizi oldukça ufuk açıcı... Röportajı kayıt altına almak adına metin olarak buraya da ekliyorum; ------------------- - "Dostoyevski'nin dünyasını sevmemin asıl sebebi, nasıl desem, yıkıma duyulan bu tutkudur. Bu yıkım tutkusu da başka bir şeye çıkar, illa da inanca çıkmaz. Ben elbette Dostoyevski'nin menfi (olumsuz/negatif) kahramanlarını severim, (menfi belki de doğru kelime değil burada, sırf basitleştirmek için söylüyorum), çok ileri gittiklerinden kendilerini yok ederler. Dostoyevski sahiden de sınırı zorlamıştır, bütün kahramanları bir sınırı aşar. Her insanın aşmaması gereken bir sınır vardır. İşte Dostoyevski'nin kahramanları o sınırı aşarlar. Hasılı, Dostoyevski'deki bu aşırılık tutkusu beni hep büyülemiştir. Hakikaten de yürekten anladığım birileri varsa bunlar Stavrogin'le Ivan Karamazov'dur. Bir de şu "yeraltındaki adam." - Yaşamak bu mudur? - Budur. Yaşamak kendini yok etmektir, yoksunluktan değil de, tehlikeli bir fazlalıktan dolayı. Dostoyevski'de kendilerini yok edenler eften püften kimseler değiller, zayıf, güçsüz kimseler değiller. Taşkın, kendi sınırlarını zorlayan ve bu sınırları aşan kimseler. - Kelimenin esas anlamıyla bir macera mıdır bu? - Kelimenin esas anlamıyla tam bir maceradır bu. Esasında, belki de her insan kendini yok etmek için oradadır. Çeviri: Mehmet Gündoğdu, Behzat Ortacara, Ümid Gurbanov
Dostoyevski
Osman Y. isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Harika yaklaşımlar. Pek çoğu tuğla gibi kitaplar olduğu için çok fazla detay atlıyoruz muhakkak. Ancak tablonun tamamı bize çok şey anlatıyor. Birbirinden farklı eserlerin ortak bir üst anlatımının olması Dostoyevski'yi edebiyatın zirvesine çıkartan önemli ayrıcalıklardan biri. Cioran da Demirkubuz da hem gerçek hem mecazi anlamda doğru okumuşlar Dostoyu...
''Her şey idim, hiçbir şeye değmezmiş.'' (s.183)
8/10
·675 syf.··
2022 53. kitabı
·
432 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2022 14:18
HAYAL KIRIKLIKLARI Genç Werther’i okuyanların intihar ederek öldüğüne şahit olan bu dünya, Huzursuzluğun Kitabı’nı okuduktan sonra intihar edenlerle karşılaşmamışsa, bu işte bir terslik var demektir. Şimdinin taş kesilmiş saydam duvarının içinden geçen ellerimiz, geçmişe kök salmış bir ağaç gibi sızlarken, ‘’Asla bir geleceğe sahip olmamış olduğum günlerden birindeyim’’ (s.17) diyen Soares’in çarpıcı ifadesi, kağıdı bir kılıç gibi kesip, izini bırakıyor. Ağlamadan önce gözler yanar hani, düşüncesi dahi gözlerini yakacak kadar hüzünlü biri kurgudaki yazar Soares. Bazı demler, en olmadık şeye, durduk yere sanılan bir ruh haliyle ağlayan insanların hüznünü, çoğu insan o an için anlayamaz, ama anlayacağı bir an gelir, hüngür hüngür ağlarken. ‘’Hayattan çok az şey istedim – ama o, o kadarını bile esirgedi benden. Azıcık güneş, kırlar, bir lokma ekmek bir lokma huzur, canımı fazla yakmayacak bir yaşama bilincim olsun ve bir de ne kimseye muhtaç olayım ne el âlem bana muhtaç olsun. Bu kadarı bile esirgendi benden, hani yüreğimizin katılığından değil de, paltomuzun düğmelerini açmaya üşendiğimiz için dilenciyi başımızdan savarız ya, işte o şekilde.’’ (s.34) Umuyorum ki yıllar geçip de ellerim kitaplarımda dolaşırken bu alıntıyla tekrar karşılaştığımda böyle hissetmem; yarası ayan olanın hüznü gizli olandan daha ağır, saklamak istiyor saklayamıyor, tuz basanlar var. Çünkü ‘’Hepimiz kendi dışımızdaki koşulların tutsağıyız.’’ (s.61) İnsanın ruhu hayatından yorulacak kadar dolduğunda, yaşamak tek çaredir, akışa bırakmak gerek. Bir insan içine karışamadığı hayatı, bir camın ardında görüp anlayarak ama dokunamayarak geçirdiğinde, neşeyle acının tadı bir olur, her nefes daha fazla yorulmak demekken, yormayacak şeyler bile bir vitamin eksikliği gibi çöker kemiklerine. Bütün bunlar
İnsan ve Duygular
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 201714,6bin okunma
Necip G.
Birkaç defa okumayı deneyip başaramadığım kitaplardan biri. Sanırım orada yazanların pek çoğunu yaşadığım(ız) için 675 sayfalık hakkımı daha yabancısı olduğum konularda harcamak istedim:) Yazdıklarından onlarca cümleyi aradan çekip ayrı bir şekilde üzerine konuşmak mümkün. Çünkü tespitlerin pek çoğu tam damarımıza basıyor. Yazarın da tabii ki:) Onun da hakkını verelim:) Ama ben belki metni de özetleyebilecek, senin 4.paragrafta alıntıladığın cümleyi tekrar buraya taşımadan geçemeyeceğim: "Hepimiz kendi dışımızdaki koşulların tutsağıyız." Evet bir özgürlük mücadelesi şart. Ama bugüne kadar bizi oyaladıkları özgürlük kavramından çok daha farklı bir özgürlüğün mücadelesi. Bir benlik savaşı belki de... Bir 'kendini bilme' yolculuğu... Biz ihmal ettikçe, hayat kafamıza vura vura hatırlatıyor her 2 yılda bir. Sevgili Kübra, aradan aylar geçse de, yine senin bir incelemenin altında hayatı sorgulamaya devam ediyoruz:) Kitaptan sana kalanları her zamanki samimi üslubunla o kadar güzel anlatmışsın ki, inceleme mi okudum, oturup sohbet mi ettik, ayırt etmesi çok güç. Daha sık görüşmek dileğiyle... Sevgiler...