Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
Puan vermedi·173 syf.··
2021 134. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2021 17:55
"Bana ne insanlardan! Annem bana ait. Annem burada kalacak." sözleriyle toprağı kızdıran genç kızımızın, annesinin ölümü üzerine onu toprağa vermeme isteğinden doğduğunu düşünüyorum, toprak yeme dürtüsünün. Belki dikkat çekmek için değil ama onu sakinleştirmesi için toprağa meyillenmiş olmalı. Metinden uzaklaşıp söylemek istediklerine kulağımı tıkayarak kitap hakkında farklı bir yorum peşinde koşmak istiyorum. Feminizm, büyülü gerçeklik ve fantastik kelimelerini kullanarak da dikkatinizi yorumuma odaklamak isteyebilirim. Oysa niyetim bu değil. Niyetimin aslı; toprağın yarattığı gibi içine çekip usul usul canlılığımızı yitirmesine işaret etmektir. Şiddetten, tehlikeden, varlığımızı tehdit eden her şeyden uzaklaştırıp dürtülerimizle yaşayana sesimizi ulaştırmaktır, bu kurgunun en belirgin mesajı. Annesini yitiren genç kızımız sayesinde Buenos Aires'in kaldırımlarına açılan bir evin kapısından içeri giriyoruz, ilk sayfada! Henüz toprakla temas kurmaya başlayan genç kızımızın adını bilmesek de onun yerine kendimizi koyabiliriz. Çünkü yaşadığı trajedi, hepimizin trajedisi. Yediği her toprakta yok olan ya da yok olmaya yüz tutan insanlarla temasa geçen genç kızla birlikte zamanla aynı evin üyesi oluyor insan. Aynı duyguları yaşayıp aynı davranışları normalleştiriyor. Yine de fazla iyimser olmayalım. İlk gençlik dönemlerimiz pek de başarılı geçmiyor. Kurgunun izleğinde gezinirken Toprakyiyen'le birlikte onun yaşamına ve değişimine de eşlik ediyoruz. Arjantin'li yazar Dolores Reyes'in bu enteresan yaşamı kaleme alırken kullandığı üslup ve dil, kurgunun içine iyice çekiyor. Akıcılığı, kurgunun psikolojisini birebir okura yansıtırken okuyan kişi kimi sayfalarda donup kalır zannımca. Ki benim için öyle anlar olmadı değil. Bazı cümlelerde yavanlık hissetsem de pek aldırış
Edebiyat
ToprakyiyenDolores Reyes · Can Yayınları · 2021192 okunma
Necip G.
Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık eserinde, ailenin 2 veya 3. kuşaktan kızlarından birinin de sürekli toprak yediğini hatırlıyorum. Marquez’in Latin Amerika edebiyatındaki rolünü düşünürsek; bu yazarımızın da ondan bir nebze etkilenmiş olması ihtimal dahilinde. Sanki Y.Yalnızlık’tan sevdiği bir karakteri alıp onun hikayesini genişletmek istemiş gibi. Çünkü o kızın hikayesi de, YY karakterleri içinde psikolojinin oldukça ön planda olduğu bir hikayeydi. İncelemenizde, iki karakter arasında bu tip bir benzerlik olduğu izlenimi edindim. Bir de büyülü gerçekliği geçirmişsiniz başlarda:) Taşlar biraz daha yerine oturuyor gibi:) Ya da ben oturduğum yerden 2 dakikada senaryo yazmış da olabilirim:) Bir süredir karşıma çıkan bir kitaptı ve incelemeniz çok faydalı oldu. Kapak tasarımı konusuna %100 katılıyorum. Emeklerinize sağlık, keyifli okumalar…
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2018 21:58
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202377bin okunma
Primadonna isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Çok teşekkür ederim Canan:) Her Dostoyevski romanının ardından insanda birşeyler yazma isteği zirveye çıkıyor:) Artık ne kadarını satırlara sığdırabiliyoruz bilemiyorum… Hayatın hızla normale dönmesi ve yeni kitap buluşmalarında tekrar görüşebilmek dileğiyle… Sevgiler…
Felsefeye Sakın Bu Kitapla Başlamayın!
2/10
·320 syf.··
2021 99. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2021 13:20
YouTube kitap kanalımda felsefeye kolayca başlangıç yapabileceğiniz kitap önerileri verdim : ytbe.one/o9vjINiv3z8 Bu kitabı okumaya başlamadan önce herhangi bir felsefe kitabının bu kadar kötü olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi... Kitaptaki absürt yanlardan ilki, felsefeye yeni giriş yapan bir insanın henüz 2. bölümde Kant'ın ahlak felsefesinin detaylarıyla karşılaşıyor olması. "Felsefeye giriş" temalı bir kitap için bence bu o kadar büyük bir hata ki, o kısımları okurken kendimi Super Mario'daki son bölüm canavarının alev toplarından daha ilk bölümlerde kaçmaya çalışıyormuş gibi hissettim. Hadi onu geçtim, kitabı okurken yazarın inanılmaz taraflılığı o kadar sıkıyor ki kendimi sürekli kapak fotoğrafı atomlu moleküllü görseller içeren Facebook'taki Karikateist sayfasının 2009 yılındaki admin'iyle konuşuyormuş gibi düşündüm. Aklınızda canlanması için diyorum... Ekonominin kötü olduğunu söyleyen gençlere, "Telefonunu çıkar" diyen Ümraniyeli dayıların taraflılığı gibi bir taraflılığı var bu yazarın. Gerisini siz düşünün. Yazarın bu kitabı kurgularken Tanrı hakkında söylediği düşünceleri, Pokemon’daki Diglett karakterinin mekaniğine çok benziyor. Mesela siyaset, sanat, bilim, zihin kısımlarını okuyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz yazar Diglett gibi her bölümde kafasını çıkarıyor ve size Tanrı'nın var olmadığını söyleyip duruyor... Bu bölümleri okurken bir yerlerden Ash'in çıkagelip bu kitabın yazarını Poke topuyla birlikte alıp götürmesini istedim. Üstelik yazarın Tanrı'nın olmadığı hakkındaki argümanları o kadar ilkokul düzeyinde ki, bütün herkesin artık gerçekliğini bildiği Big Bang'in, evrenin bir başlangıcı olduğunu söyleyen kutsal kitaplarla çelişmediğini bilmiyor. Hatta 40. sayfada bu varoluş zincirinin neden geçmişe doğru sonsuz bir şekilde
Felsefe
Felsefeye GirişNigel Warburton · Alfa Basım Yayım Dağıtım · 20221,905 okunma
Necip G.
Felsefenin kısa tarihi kitabını almıştım birkaç yıl önce. Birkaç deneme yaptım ama ilerleyemedim. Şu “felsefeyi basit anlatma” çabası son dönemde oldukça suyu çıkan ve popülerleşen bir mevzu. Belki de fazla zorlamamak gerekiyor. Neticede felsefe basit değil! Öte yandan, Sofie’nin Dünyası bana göre tüm felsefeye giriş kitapları içerisinde hala en masumu ve en verimlisidir:) Emeklerine sağlık Oğuz. Yazdıkların oldukça fikir verici ve aralardaki yorumlarına da aynen katılıyorum. Selam ve sevgiler…
8/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2018 21:58
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202377bin okunma
Aşkı Mecnun isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Çok teşekkür ederim Nevzat bey, vakit ayırdığınız için. Keyifli okumalar dilerim…