Bu kitap hakkında yazılması ve düşünülmesi gereken çok şey var aslında ama uzun tutmak istemiyorum.
Kitabı okurken sinirlenmemek elde değil. Oblomov hayatını amacı olmadan geçiren biri. Tabi buna yaşamak denirse! İnsan nasıl hiçbir şey yapmadan koskoca bir ömür geçirebilir ki? Bir zaman sonra düşünceler içinde boğulur. Ama oblomov düşüncelerini susturmaya çalışıyor. İnsanı hayvandan ayıran özellik zaten düşünüyor olması değil midir? Hiçbir amaç gözetmeksizin hayatı boş geçirmek ne kadar akıl kârı olabilir ki? Yinede hakkını yemeyelim bazı fikirleri hoşuma gitti ya da şöyle diyeyim olması gereken şeyleri dile getirdi.
Oblomov insanların ikiyüzlü ve samimiyetsiz olmarını hiç sevmiyor o tür insanlarla aynı ortamda bulunmak hoşuna gitmiyor. Kendisini bu konuda çok haklı buluyorum yinede bu tembel olmasına bir mazeret olamaz. Çabalasaydı kendi hayallerine uygun bir çevresi olabilirdi.
Stoltz'un her seferinde oblomov'a yardım etmeye çalışması beni mutlu etti. Onun yerinde başkası olsaydı her defasında emeklerinin boşa gittiği bir adama bu adama katlanamazdı.
Oblomov kadar olmasa da bazen benim de bir işin ucundan tutmadığım ve işleri yığınla biriktirdiğim zamanlar oluyor. Yapmam gerekenleri düşündükçe korkmaya başlıyorum ve sırf daha rahat hissetmek için kafamı oyalayacak şeylerle meşgul oluyorum. Onun için burdan hem kendime hem de benim gibi olanlara stoltz'un bir sözünü bırakıyorum:
"Ya şimdi ya da hiçbir zaman!"
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
Benim için okuması çok ağır olan bir kitap oldu. Dazai hayatı boyunca hissettiği karamsarlığın hepsine eserine yansıtmış diyebilirim. Japon yazarların sıklıkla kullandığı ben-roman tarzını kendisi de çok kullanmış. Yani eserindeki karakteri kendi haline bırakmayıp kendi hislerini açıklamakta bir araç olarak kullanmış. Baş karakter yozo'yu okurken sanki onun hikayesini okuyor gibi değilde yazarın hayatına tanık oluyor gibi hissettim. Zaten kitapta da yazar kendi intihar girişimlerinden bazılarını detaylı bir şekilde anlatmış.
Dazai zaten bu kitabını yazdıktan sonra intihar ediyor.
Kitap bittikten sonra acaba her şey daha farklı olabilir miydi diye düşünmeden edemedim. Çevresinde daha iyi kalpli ve anlayışlı insanlar olsaydı sonu gene böyle mi olurdu? İçimden hep bir hüzün geçti keşke bir şeyler yapabilseydim diye ama her şey için çok geç.
Kitap çok karamsarlık ve umutsuzluk dolu olduğu için benim tarzım değil ama yazarın kendini çok iyi ifade edişi ve duyguyu okuyucuya geçirmesi hoşuma gitti.
Bu kitap yazarın Avustralya kıtasındaki Aborijin kabilesi ile yaşadıklarını anlatıyor. Yazar bazı sebeplerden ötürü 3 ay boyunca kabile ile Avustralya kıtasının tamamını yürüyerek geçiyor. Her ne kadar yaşanmış bir olay olsa da bazı olağanüstü durumlara inanmak çok güç.
Kabile modern anlamda hiçbir gelişme göstermemiş ilkel bir yaşam tarzına sahip. Teknoloji ile iç içe yaşayan biz insanları mutant olarak adlandırıyorlar. Bizleri dünyadaki amacımızı bilmeyen, evrenle bağlantı kuramayan, doğayla bir bütün olduğu halde ona zarar veren ve hayatı çok hızlı yaşayıp hiçbir şeyin farkına varamayan kişiler olarak adlandırıyorlar. Bu kısma kadar dediklerini çok doğru buluyorum ama kendi yaşam tarzları ciddi anlamda çok geride kalmış. İnsanların rahat içinde yaşaması bence kötü bir durum değil ama bunlar özellikle o işlere yanaşmıyorlar. Ayrıca insanların gelişim gösteren zekaları var bunları kendisi ve insanlık yararına kullanmayacaksa o zeka ona niye verildi.
Yinede ufuk açıcı bir romandı. İnsanların nesneye çok bağımlı kaldığını, yeryüzünde barışçıl bir şekilde yaşayamamanın ne kadar acı olduğunu ve hayatın akış hızına kapılıp yanından geçtiğimiz güzel şeyleri görmeyip şükür duygumuzun körelmesini okumak insanı hem düşündürüyor hem üzüyor.
Bir Çift YürekMarlo Morgan · Klan Yayınları · 201927,5bin okunma
Osamu dazai'ın okuduğum eserleri arasında beni sıkmayan ve en çok hoşuma giden eseri bu oldu. Bu ismi belirsiz öğrenci kızda toplumun sadece laf söylemekte iyi iş yapan kesimini çok net bir şekilde gördüm diyebilirim. Kendisine hiçbir zararı dokunmadığı halde insanları eleştirmekten geri durmayan bir yapısı var.
Kitap boyunca kızın sadece 1 gün içinde yaşadıkları anlatılmış. Kitabın başlarında kendisinin sadece birilerini yermek için eleştiri yaptığını düşünmüştüm ama sonradan fark ettim ki bu kızın asıl eleştirdiği kişi kendisi ve annesi. Hayatın kusur ve sorunlarıyla nasıl başa çıkacağını bilmediği için başkalarının hayatının ne kadar kötü olduğuna takılıyor diyebiliriz.
Günün sonlarına doğru kız kendisine biraz daha iyi bir insan olmak için telkinler veriyor ve kitap buralarda bitiyor.
Bu kitapta en beğendiğim şey kız bile kendi duygularını adlandıramazken hissettiği şeyleri çok iyi bir şekilde anlatmış. Hani içinizde bazen çok kötü bir duygu olur ve insanlara bunu nasıl anlatacağınızı bilemezsiniz kelimeleriniz bir yerden sonra tükenir ama bu kız hislerine karşılık gelen kelimeyi bulamasa bile duygu halini çok güzel anlatmış. (Burdan osamu amcayı tebrik ediyorum)
Yinede kitabın sonunun böyle bitmesini istemezdim kızın ertesi gün iyi bir insan olma yolunda çaba harcayıp harcamadığını merak ediyordum. Çünkü insan gün içinde bir sürü şey yaptıktan sonra yatmaya doğru gününün ne kadar boş geçtiğiyle ilgili pişmanlık duyar ve ertesi gün böyle olmayacak diye kendine söz verir. Eğer iradesi çok güçlü biri değilse o laf sadece düşüncede kalmış olur:) Bu kız da öyle bir şey yapar mı diye merak etmiştim açıkçası o yüzden sonu tatmin edici olmadı benim için.
Öğrenci KızOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202213,6bin okunma
Bir Japon olarak Ingilteredeki malikane geleneğini çok başarılı bir şekilde yansıtmış. Yinede çok akıcı bir kitap olmadığı için beynimin tozlu raflarına kaldıracağım bir kitap.
Günden KalanlarKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20196,9bin okunma