Deniz, içinde suyu, tuzu ve soğuk bir
güneşi zaptetmiş, şişkin bir yelken gibi kokuyordu.”
“Richis’nin mutluluğu kıpkızıl bir ter gibi bütün gözeneklerinden
boşandı.”
Koku
18.yy.
Paris’in en kötü kokan yerinde, bir balık pazarında doğuyor Greneullie.Ama Olağanüstü bir koku alma yeteneğiyle ..Dünyayı yani Paris’i kelimelerden çok kokularla tanımlıyor. Böyle bir sıradışı yetenekle doğmak ne büyük şans değil mi?Bu kabiliyetle parfümcülüğü öğreniyor ve yanında çalıştığı parfümcüyü zengin ediyor. Şimdi sıra kendinde olmalı.Dünyanın en iyi parfümlerini üretip paraya pul demeyi seçebilirdi. Tabii sevgisiz büyümüş yetim bir sosyopat olmasaydı?
Peki ne yapıyor antikahramanımız? Kendine insan kokuları yapmak için yirmi beş genç kızı öldürüyor.Bir tarihi roman gibi başlayan kitap, buradan sonra cinayet romanına dönüşüyor.
Ve büyülü gerçekçiliğe uygun olarak son buluyor. Bu arada mistik, gotik unsurlar da yer yer karşımıza çıkıyor. Ama aslında postmodern bir eser kabul ediliyor. Anlayacağınız roman türler karnavalı gibi.
Çok çarpıcı bir konuya sahip olan romanı beğendim. Yazarın yer yer ifade kudretine hayran oldum.
“Deniz, içinde suyu, tuzu ve soğuk bir
güneşi zaptetmiş, şişkin bir yelken gibi kokuyordu.”
“Richis’nin mutluluğu kıpkızıl bir ter gibi bütün gözeneklerinden
boşandı.”
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201927,3bin okunma