Düşünme çeşitli şekillerde ortaya çıkar: Eğer düşünme tipik olmayan bir durumu hemen kavrarsa, düşünmenin bu görünüş şekline zekâ adını veriyoruz. Eğer düşünme belli problemleri tasarlar, onları kavramlarla anlatır ve bunlar üzerinde açıklamalar yaparsa, düşünmenin bu şekline akıl adını veriyoruz. Eğer düşünme algılanan bir olayı doğrudan kavrarsa, bu şekline anlama adını veriyoruz. Eğer düşünme olup biten bir şeyi ya da içinde bulunduğumuz bir durumu doğrudan doğruya, yani hiçbir kavrama başvurmadan sezerse, düşünmenin bu şekline seziş diyoruz. Eğer düşünme hiçbir kayıt ve koşula bağlı kalmadan ortaya çıkarsa, düşünmenin bu şekline hayal (fantezi) diyoruz. Eğer düşünme real-alanla ilgili olan algı aktını, bu akttan sonra yeniden canlandırırsa buna da imgelem adını veriyoruz ve son olarak düşünmenin nesnelleşmiş ürününe de düşünce adını veriyoruz.
Parmanides'e göre iki tür ülke vardır; biri hakikatin, asıl varolanın ülkesi yani düşünülür şeyler ülkesi, diğeri ise, Tanrıçanın doğruya benzer bir düzen kurduğu görünüş ülkesidir. Dolayısıyla bilgi doğruluk ülkesine, sanı görünüş ülkesine ait olacaktır.
Aristoteles' e göre insanlar, ancak hayatın bütün ihtiyaçlarıyla ve konforuyla ilgili şeyleri tatmin ettikten sonra sırf bilmek için bilim, felsefe yapmaya başlamıştır.
Antik Yunan felsefesinde insan problemini incelerken dikkate alınmadığında yanlış çıkarımlara neden olan "insan", "akıl" ve "doğa" kavramlarının içeriği ve farklı kullanımları, Augustinus döneminden itibaren büyük bir dönüşüme uğramıştır. Özellikle Rönesans döneminde, Antik Yunan'ın kişi merkezli insan görüşü yerini “birey” merkezli insan görüşüne bırakmış; akıl etik boyutundan kopartılıp sırf bir araca dönüştürülmüş; doğa bir şeyin sahip olduğu bütün olanaklar ve bu olanakları hayata geçirme gücü olmaktan çıkıp, mekanik yasalara göre işleyen bir doğaya dönüşmüştür. Ve böylece ortaya çıkan yeni bilim-doğa-akıl-insan görüşü neredeyse günümüze kadar varlığını olduğu gibi korumuştur.
Einstein evrenin işleyişinin asla şansa bırakılmadığını bunun yerine her olayın belirlenmiş olabileceğini savunmuştur. Einstein'ın ünlü deyimiyle "Tanrı zar atmaz."